Kedi ve Şehir, Tokyo’nun arka sokaklarında dolaşan bir sokak kedisinin izinden giderek bize şehirdeki yalnızlıkları, rastlantıları ve görünmez bağları anlatan bir roman. Megapolün karmaşasında kaybolmuş insanların hayatlarına dokunan bu küçük kedi, her hikâyede şehirde yaşayanların iç dünyalarına usulca sızıyor.
Yazar, Tokyo’nun kalabalığına rağmen herkesin kendi yalnızlığıyla örülü bir hayat sürdüğünü başarıyla hissettiriyor. Terk edilmiş otelde yaşayan evsiz bir adam, evden çıkmaya korkan bir inzivacı, markette çalışan ve tutunacak bir duygu arayan genç… Her biri, modern şehrin gölgesinde sıkışmış ruhlar. Ve onların hikâyelerine uğrayan sessiz bir kedi.
Romanın en beğendiğim yönlerinden biri, kitabın sonunda hikâyelerin güzel bir kurguyla birbirine bağlanmasıydı. Önce bağımsız gibi duran bu hayatlar, son sayfalarda ince bir örgü gibi birleşiyor ve “şehir” dediğimiz şeyin aslında birbirimizle kurduğumuz görünmez bağlardan oluştuğunu hatırlatıyor.
Bununla birlikte, kedinin hikâyelerdeki varlığını biraz daha belirgin görmeyi bekledim. Kedi her bölümde yer alsa da bazen varlığı fazlasıyla arka planda kalıyor, adeta gölgeye dönüşüyor. Belki de yazar tam da bunu amaçladı — şehir yaşamında gözümüzün önünde duran ama çoğu zaman fark etmediğimiz bağları hatırlatmak için. Yine de kediyi daha görünür görmek, o duygusal bağın biraz daha güçlenmesini sağlayabilirdi.
Sonuç olarak Kedi ve Şehir, şehir yalnızlığını, tesadüfleri ve insan ruhunun kırılganlığını zarif ve sakin bir dille anlatan bir roman. Aceleye gelmeyen, sindirerek okunması gereken bir kitap. Ben kedileri çok sevdiğim için “kwdili” ktaplara dayanamıyorum. Sokaklara, insanlara ve kedilere biraz daha dikkatle bakmak isteyenlere tavsiye ederim.
Başka kedili kitaplarda buluşmak üzere.