İnsanlar – Matt Haig

Matt Haig’in “İnsanlar” romanını okurken kendimi çoğunluğun aksine “Gece Yarısı Kütüphanesi”nden daha fazla bağ kurabildim. Gece Yarısı Kütüphanesi’nin sürekli değişen olasılıklarla kurduğu yapıyı ilginç bulsam da, benim için hikâye bu dinamizmin dışına çıktığında oldukça tekdüze ve zaman zaman sıkıcı bir noktaya gelmişti. “İnsanlar” ise konusuyla daha sade olsa da, anlatımındaki mizahi dokunuşlar ve dünyaya dışarıdan bakan bir varlığın insan ırkını nasıl algıladığını göstermesiyle çok daha eğlenceli bir okuma deneyimi sunuyor.

Uzaylının hem şaşkın hem de yer yer alaycı gözlemleri, bize insan olmanın ne kadar tuhaf ve aynı zamanda ne kadar kırılgan bir şey olduğunu hatırlatıyor. Bu yaklaşım, romanı hem düşündürücü hem de samimi kılıyor.

Haig’in romanlarında bir eğilim gibi görünen şey burada da karşımıza çıkıyor: İnsanlar, insanın kendisi olmasının, başarısızlıktan korkmamasının ve hayatını mümkün olan en iyi şekilde yaşamasının önemine dair derin ve içten bir mesaj taşıyor. Tüm bunlar romanın sonunda uzaylının Gulliver’e yazdığı, gerçek duygularla dolu ve nihayetinde Haig’in okurlarına seslenen bir mektupta toparlanıyor.

Kısacası, “İnsanlar” benim için hem daha sıcak hem de daha etkili bir Mat Haig deneyimi oldu. Mizahıyla, temposuyla ve finalindeki duygusal özüyle hafif görünen ama düşündüren romanları sevenlere rahatlıkla öneririm.