Bekle Beni

Zülfü Livaneli, kalemin gücüne ve hikâye anlatıcılığına büyük saygı duyduğum bir yazar. Bu yüzden Bekle Beni’yi elime alırken beklentim yüksekti. Ne var ki kitap, Livaneli’nin önceki eserlerinde alıştığımız o çok katmanlı yapı ve derinlik yerine daha sade, daha yüzeyde kalan bir anlatımla ilerliyor.

Roman, Selim ve Leyla’nın aşkını ve bu aşkın politik baskılar ve zor zamanlarla sınanışını konu alıyor. Sevda ile özgürlük arayışının birbirine karıştığı, ayrılığın ve dayanışmanın iç içe geçtiği bir hikâye… Selim’in tutuklanmasıyla yaşanan sarsıntı, Leyla’nın sessiz ama ağır yükü, ülkeden yükselen özgürlük arzusu—tüm bunlar romanın duygusal temelini oluşturuyor.

Ancak yazarı çok iyi tanıyan okurlar için hikâye zaman zaman fazla tanıdık bir his bırakıyor. Livaneli’nin hayatından izler, sürgün yıllarına göndermeler, politik atmosfer… Bunların hepsi kıymetli olsa da, bazen daha önce anlatılmış temaların tekrarlandığı izlenimi doğuyor. Serenad gibi yoğun tarihsel arka plan ve güçlü psikolojik derinlik beklerken benim için bu roman biraz yüzeysel geldi. Ama yazarın akıcı anlatımı ve bize iletmek istediği duyguları hissettirmesi, belki de o dönemi yaşayan kişilerde çok çok derinden anlaşılmıştır. Ama daha genç okurlar için satır araları boş kalmış olabilir. Çok karmaşık bir kurgu beklemeden, kolay okunacak, duygusu samimi bir hikâye arayan okurlar için keyifli bir seçim.

Özetle, Bekle Beni güçlü bir aşk ve direniş temasını taşısa da, Livaneli’nin edebiyatında alıştığımız yükseklikte bir zirve değil; daha çok, sevdiğimiz bir sesin tanıdık melodilerini daha hafif bir tonda tekrar dinlemek gibi.

Keyifli okumalar dilerim.