Bursa’nın gelini Uludağ’ın dik ve el değmemiş eteklerinde sanki Monopoly oyunundaki evler gibi rengarenk bir ev kümesi Cumalıkızık.
Önce bu ismin nereden geldiğine takılıp araştırayım dedim ancak bulabildiğim bilgileri üç ayrı söylenceye vardırdı beni. İlki Osman Gazi’nin bu köyü kurarken Cuma günü kurması nedeni ile Cumalıkızık dendiği. İkincisi ise civar köylerden Cuma namazı için toplanılıp bu köye gelindiği için isminin bu şekilde oluştuğu. Son olarak da Ertuğrul Gazi’den yaşayacak bir yer isteyen Oğuz boylarından Kızık’lar, bir başka Oğuz boyu olan Karakeçili’ler tarafından engellenince Ertuğrul Gazi’nin onlara Uludağ’ın eteklerindeki bu yeri göstermiş olduğu ve iki Oğuz boyu arasındaki düşmanlığı da önlemek için Kızık boyundan 7 erkeğe 7 Karakeçili gelin alıp işi sağlama bağladığıdır. Bunlardan birinin Cumali Bey olduğu ve ailesi ve yakınları ile şimdiki Cumalıkızık köyüne gelip yerleştiği için köyün adını bu şekilde aldığı söylenmiş. Halen var olan 5 Kızık köyünden de birisiymiş.
Bursa’ya 20 dakika mesafede olan bu köy, 3 katlı ahşap, kerpiç ve taştan yapılmış evlerde 700 yıllık tarihin verdiği bir ağırlıkla yaşamına devam etmiş atalarının izinde. Osmanlı sivil mimarisini yansıtan toplam 270 kagir evden oluşan bu köydeki tarihi evlerden halen 180 adedi kullanılmakta diğerlerinde ise koruma ve restorasyon süreci devam etmektedir. Evlerin her biri aslında birer tarihi miras ve bu nedenle de bu köy 2015 yılından itibaren UNESCO Tarih Mirasları arasında alınmış.
Daracık kaldırımsız ve taş döşeli sokaklarında gezerken sanki uyumuş ve çok eski zamanlardan birinde uyanmış gibi hissediyorsunuz kendinizi. Sanki her an bir evin penceresinden karşı evdeki arkadaşı ile sohbet eden bir genç kız ya da köy çeşmesinde su dolduran kızları izleyen delikanlıları görür gibi oluyorsunuz. Köyün havasını hissedebilmek için mutlaka hafta sonu olmayan bir günde gitmeli çünkü Cumartesi ve Pazar günleri hem Bursa’dan hem de Türkiye’nin bir çok yöresinden gelen kimi kahvaltı, kimi yemek kimi de gezmek için gelen yüzlerce turist ziyaret ediyor Cumakızık’ı. Köye girer girmez sizi köy halkının tamamı yöresel olan ve bahçelerinde yetiştirdikleri meyvelerin reçelleri, erişteler, ekmekler, çörekler ve daha neler neler, el emeği göz nuru el işleri karşılıyor sizi. Köyün camisi de o kadar kibar ve zarif ki 700 yıllık tarihe tanık etmiş bir eda ile karşılıyor gelenleri. Köy halkı o kadar misafirperver ve sıcakkanlı ki sanki evlerine gelmiş birer misafirmişsiniz gibi ağrılıyorlar sizi güleryüzle ve nezaketle. Köyün bu sevecek ve sıcak atmosferi sizi sarıp sarmalayıverince kendinizi bir kahvaltı mekanında nefis gözlemeler ve tamamen organik kahvaltılıkları tadarken buluyorsunuz. Hele bir de Haziran ayında yapılan Ahududu Festivaline denk gelirseniz o etkileyici ve canım güzellikte köyün nasıl da şenlendiğini ve mutlulukla doldurduğuna tanıklık ediyorsunuz.
Vaktiniz varsa mutlaka gidin görün…
Keyifle gezmeniz dileklerimle…


