Malum Corona günlerinde evdeyiz ve hepimiz neredeyse Netflix bağımlısı olduk. Ben de film ve dizileri izlerken Outlander dizisine denk geldim. Önceleri tarihi dizilerde bazen hayal kırıklığına uğradığım için izlemek istemedim. Ama Outlander’a başladım ve 4 sezonu bir çırpıda bitirdim. Dizinin çekimleri, oyuncuları, mekanlar, konu, kurgu o kadar güzel ki insanı hemen içine çekiyor. Tabi ki tüm 4 sezon sonrasında her şey bu kişileri mi buluyor, bütün belalardan sıyrılıyorlar gibi durumlar yok değil ama yine de izlediğim birçok diziden daha çok beni çekti. Üstelik bilim kurgu tipi filmleri fazla sevmememe rağmen.
Film, eski bir savaş hemşiresi olan Claire Randall’ın II. Dünya Savaşı’ndan döndükten sonra 1945 yılında tekrar bir araya geldiği eşiyle ikinci bir balayına çıkması ile başlıyor. Gittikleri yerde bulunan tarihi taş çemberini ziyareti sırasında taşlardan birine dokunmasıyla Claire, birden kendini 1743 yılında buluyor. Zamanda yolculuk hikayeleri daha önce de çekildi ancak bu gerçekten bu konuda başarılı. Claire orada tanıştığı, ve geride bıraktığı kocasını sevmesine rağmen 1743 İskoçya’sında aşık olduğu Jamie Fraser ile bir çok şey yaşıyor. Diziyi izlemek isteyenler olabileceği için çok fazla konu hakkında detay vermek istemiyorum. Ama bende bıraktığı izler şöyleydi.
Zengin tarihi detaylar ve o döneme özgü kültürel özellikler dizide çok iyi gösterilmiş. Kıyafetler, aksanlar, seçilen mekanlar… İskoçların geleneklerini, günlük yaşamlarını, klanların neden ve nasıl yok olduklarına kadar her türlü tarihi bilgi ince ince işlenmiş. Aynı zamanda birçok temayı bir arada barındırıyor ve sanırım tam da bu yüzden diziyi izlenebilir kılıyor. Sosyo-antropolojik açıdan da enteresan ve ilgi çekici ögeler barındırıyor. Kültür, medeniyet, dini inançlar ve gelenekler, kadının ailede ve toplumdaki yeri, kölelik sistemi gibi birçok alanda özellikleri var. Müzikleri, atmosferi, sinematografisi, yönetmenliği, oyunculuğu ile sizi etkileyeceğinden emin olabilirsiniz. Dizi için kısaca işgal altındaki bir ülkede geçen aşk, isyan ve güç ile ilgili bir dizi denilebilir.
Diziyi izlenmeye değer kılan 3 güçlü oyuncuya değinmeden olmaz:
1)Jamie Fraser (Sam Heughan) : Genç yakışıklı ve cesur bir İskoç savaşçısı Jamie. Aynı zamanda hassas ve onurlu bir insan. Claire ile olan aşkları ise diziyi taşıyan temel direklerden birisi. Sam Heugan’ın gerçek hayatta İskoç kökenli olması dizideki aksan ve konuşmasına da yansıyor.
2)Claire Randall-Fraser (Caitriona Balfe) İrlandalı bir oyuncu ve model olan Claire dizide hem geride bıraktığı kocasına olan bağını korumaya çalışırken farkına bile varmadan Jamie’ye aşık olunca ikisi arasında kalıyor. Ancak oyunculuğu çok iyi olan Caitriona, izleyicileri güçlü bir kadın, tutkulu bir aşık, kararlı ve işinde iyi bir hemşire / doktor olarak etkilese de harika vücudu ile de erkeklerin beğenisini kazanıyor.
3)Jonathan/Frank Randall (Tobias Menzies) Dizide hem Claire’in 1945’teki eşini, hem de 1743’te yaşayan ve eşinin soyundan gelen bir İngiliz askerini çok başarı ile canlandırıyor. Üstelik iki karakter birbirinden çok farklı iki erkek.
Müzikler harika. The Sky… en favorim. Yönetmen de aynı şekilde düşünmüş ki dizinin jenerik müziği olmuş. https://youtu.be/cGgMMUBX6kY
Outlander’ın, Diana Gabaldon’ın romanından uyarlanırken kitaba neredeyse birebir bağlı kalındığı ve Outlander’ın kostüm tasarımlarını ise Ronald D. Moore’un eşi Terry Dresbach’ın yaptığını da bilgi olarak ekleyelim.
Dizinin bana göre en olumsuz yanı ise vahşetin fazla mercek altında olduğu, kan ve yaralanma sahnelerinin fazla açık ve inandırıcı olması. Tabi belki de bunu da isteyenler vardır ama şu bir gerçek ki bu dizide aradığınız hemen her şey var.
İzlemeyenlere tavsiye ederim, hele ki tarihi diziler seviyorsanız.