70 Yıllık bir Gelenek : Bedri Rahmi Eyüboğlu’dan Eren Eyüboğlu’na Kalamış Yazmaları

Ünlü sanatçı Bedri Rahmi Eyuboğlu’nun gönlünün yazmalara düşmesi 1950 yıllarına dayanmaktadır. Paris’te gittiği Musee de l’Homme’da (İnsanlık Müzesi) günlük hayata ait birçok sanat eserinin sergilendiğini gören Bedri Rahmi, bütün medeniyetlerin eserlerinden örneklerin bulunduğu müzede sadece Anadolu’dan eserlerin eksik olduğunu fark ederek, yurda döner dönmez geleneksel halk süsleme ve el sanatlarını incelemeye ve araştırmaya başladı. Motiflerin resme aktarılmasının yanı sıra, kağıttan başka bir çok zemine uygulanabilecek yöntemler üzerinde çalışmalarını yaparak sadece Anadolu motiflerini resme geçirmekle değil, renk ve farklı malzemeler ile çalışıp gravür, serigrafi, litografi tekniklerini de uygulayarak çok çeşitli ürün örneklerini Türk sanatına kazandırmıştır. Yaratıcılığının en büyük enerjisini yaklaşık 10 yıl boyunca yazmacılığa harcayan Bedri Rahmi Eyüboğlu, eşi Eren Eyüboğlu ile çalışmaya başlamış ve kalıplarını kendi yaptığı motiflerin Eren Eyüboğlu’nun da katkıları ile beze aktarımı ve rengarenk akrilik boyalarla renklendirilerek ortaya çıkan eserler ile Miro ve Artigas’ı hatırlatan ortak çalışmaları ile aynı eserlerde güç birliğine girmiştir. Paris’ten döndükten sonra İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde ders veren Bedri Rahmi, atölyesine gelen tüm öğrencilerine yazmacılığı zorunlu kılarak ortaya çıkan eserleri her yılın haziran ayının ilk cumartesi ve pazar günlerinde “Yazma Şenliği” ile görücüye çıkarır ve buradan elde edilen gelirle öğrencilerinin eğitim ve malzeme ihtiyaçlarını temin eder. Tek amacı sanatın halktan kişilere ulaşmasını, halkın içinden çıkan motiflerin çeşitli süslemeler halinde kalıplar ile basılıp sevgi ve tarihten gelen bir coşku ile yazmaların üzerinde buluşup tüm evlere girmesini sağlamaktır.

Peki nedir bu yazmacılık?

Derin bir araştırma sonucu uzun yıllar boyunca Anadolu’daki çeşitli bölgelerde kullanılan tahta veya metal kalıplarla her evde bulunan narin desenlerin çeşitli kombinasyonlarla kumaşa basılarak sonradan renklendirilmesi ile ortaya çıkan bir el sanatıdır. Bu çalışmada yapılan renklendirme tamamen doğal boyalarla yapılırken  yerini modern teknolojiye bırakmış ancak ne çeşitliliğinden ne de Bedri Rahmi’ye şiirler yazdıracak güzelliğinden bir şey kaybetmemiştir. Yazmalar üretildikleri yer ile anıldıkları için Bedri Rahmi’nin Eren Eyüboğlu ile ürettiği “Kalamış Yazmaları” da Türk yazma tarihinde yerini almıştır.

1975 yılında hayatını kaybeden Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun yazmacılık ustalığını oğlu Mehmet Hamdi Eyüboğlu, Amerika’daki öğrenimini tamamladıktan sonra Kanada asıllı eşi Hughette Hanım ile birlikte aynı babası ve annesinin izinden giderek onlardan “el almış” ve sadece emeğini değil, göz nurunu da ekleyerek babasının felsefesi olan “güzeli çoğaltmak” ve geniş kitlelere yaymak için çalışmalara başladı. Mehmet H. Eyüboğlu 1977 yılında kalıp oyma dalında kendi buluşu olan yepyeni bir teknik geliştirerek ilk kez Eren Eyüboğlu kalıplarını oydu ve hayatının sonuna kadar Yazma Şenliğini aynı babasının başlattığı ve yürüttüğü şekilde yaparak yaşattı.

Mehmet H. Eyüboğlu’nun kendi sözleri ile yazmacılığa olan tutkusunu aşağıdaki satırlardan anlayabiliriz:

“Motiflerimizin gönüllere girme, akılda kalma, insanları mutlu etme, onlara neşe ve yaşama sevinç verme özellikleri var. Evrensellikleri var. Bizim motiflerin yayılma özelliği var. İşte bu yüzden yazmacı oldum. Buna ikna olduğum için çok özen gösteriyorum tezgahıma…Ve benim yediveren ustalarım, annem babam yüreğimin taa içindedir. Onlara olan sonsuz sevgim, saygım, mesleğe olan aşkım beni ayakta tutuyor. Ustalarıma olan sevgiyle eriyip yok olasım geliyor….Kalıplarımı gözyaşlarım ile oyuyorum, içlerine de canımı katıyorum…”

2009 yılında Mehmet H. Eyüboğlu’nun vefatının ardından oğlu Sabahattin Rahmi Eyüboğlu ailesinin, yok olmaya yüz tutan yazma sanatının yegane temsilcisi olan özelliğine sıkıca sarılarak onu devam ettirerek dedesi Bedri Rahmi’yi, babaannesi Eren Eyüboğlu’nu ve babası Mehmet H.Eyüboğlu’nu gururlandırmaya devam etmiş ve 70 yıldır aynı şekilde yazma atölyesinin devamına hayatını adamıştır. Babasının vefatının ardından atölyenin işleyişini aynen devam ettirmiş, yazmacılığın hamurunda yoğrularak bu işin günümüze taşınmasında önemli rol oynamıştır. Dedesi, babaannesi ve babasından kalan mirası yaşatıp sahip çıkmış, halen onların anısını yaşatıyor hem de Anadolu kültürünün yaşamasına aracı olmaya devam etmektedir.

Babası Mehmet H. Eyüboğu hayatı boyunca birçok yazmaya can vermiş ve daha önemlisi bu işin devamı, bir sonraki nesillere aktarılması için de gelini Sibel Eyüboğlu’nu yetiştirmişti. Torun S.Rahmi Eyüboğlu’nun eşi Sibel Eyüboğlu, Mehmet H. Eyüboğlu’nun atölyesinde çırak olarak başlamış ancak büyük bir emek ve titizlikle çalıştıktan sonra “usta” olmayı hak etmiştir. Yazmaların bugüne kadar gelmesinde büyük emeği olan Sibel Eyüboğlu, baskıdaki yaratıcılığını günümüz modern çizgilerle geleneksel motiflerimizi harmanlayarak yeni yorumlar getirmiş, üretimin her aşamasında omuzlarındaki sorumluluğun hakkını vererek çalışmış ve her yıl düzenlenen Bedri Rahmi Geleneksel Yazma Şenliği’nin başrolünü, onurla eşi ile paylaşmıştır.

Tüm sanat akımlarında olduğu gibi dönüşümün kaçınılmaz olduğu günümüzde, geleneksel yöntemlerin üretimi yavaşlattığı, öte yandan da üretim tekniklerinin gelişmesi ve çeşitlenmesi ile dönüşmesi sonucu Yazma Şenliği de ömrünü tamamlamış, yok olmamış ancak üretilen yazmalar sadece yılın bir hafta sonu yerine 365 günü alıcıları ile buluşmak üzere dijital ortama geçmiştir. Bu dönüşümün mimarı, Rahmi ve Sibel Eyüboğlu’nun kızları Eren Eyüboğlu’dur. Eren Eyüboğlu, soyadının getirdiği sorumluluk ile 4.nesil olarak sanat, yaratıcılık, vizyon ve estetik anlayışını başka bir platforma taşımış, özünden uzaklaşmadan yazmaların büyük dedesinin hedeflediği gibi her eve girmesi” yönünde adımlar atmış, hala annesinin gözetiminde ve emeği ile üretilen yazmaların www.eyubogluonline.com adresinde tüm beğenenleri ile buluşmasına ön ayak olmuştur. Hala birçoğu geleneksel yöntemlerle üretilen ancak yeni baskı tekniklerini de ekleyerek tüm Bedri Rahmi ve Eren Eyüboğlu eserlerinin her eve girmesi için büyük bir kapı aralamıştır.

Bir bayrak yarışı gibi nesilden nesile geçen yazmalar ve yazmacılık mirası Eyüboğlu Ailesi tarafından tüm sanat severlerin buluşması için sahiplenilmekte, korunmakta ve sürdürülmektedir.

Kaynakça:
Kalamış Yazmaları – Mehmet Hamdi Eyüboğlu
İnsan Kokusu – Bedri Rahmi Eyüboğlu
Türk Yazmacılık Sanatı – Reyhan Kaya
Milliyet Sanat Dergisi – 1974 Sayı:62
Aylık Güzel Sanatlar Gazetesi – 1976 ( Ahmet Köksal, Turan Erol yorumları)
S.Rahmi Eyüboğlu anlatıları (torun Rahmi Eyübolu)


Yazma Destanı

Söylemesi benden çalıp oynamasıSulukuleden
Yazmacı güzeli Binnaz, hastır boyaları çıkmaz
Çil çil olmuş boyadan koltuk altları
Yıldız yıldız benleri var sayılmaz.

Yazmacı güzeli onaltı yaşında
Altı senedir tezgah başında
Her yanı boya içinde ama alnı açık aklı başında
Bir de karanfili var kulağının arkasında
pembe pembe güler
Yazmacı güzeli Binnaz
Hem yazma basar hem şarkı söyler:
Yazmacı güzeli Binnaz hastır boyaları çıkmaz.

Her şeyin hası var bu dünyada
Fırının hası var, ekmeğin hası
Bahçenin hası var, insanın hası
Çeliğin hası var insanın hası
Gel gör ki her şeyin hası çarşıda satılmaz..
Yazmacı güzeli Binnaz, hastır boyaları çıkmaz.

Hele bir yeşili var zehir yeşili
Bir defa bulaşmaya görsün yüzüne gözüne
Vallahi billahi çıkmaz
Hamama da gitsen çıkmaz.

Buna cehri derler cehri
Aklına eserse alimallah sarıya boyar bütün şehri
Cehri dediğin bir küçük tohum
Kaynatırken buram buram temmuz kokar, tarla kokar; bal kokar..
Buna kırmız derler kırmızı değil
Çini maçından gelirmiş fi tarihinde
Kırmız dedikleri küçük bir böcek
Buğday gibi ekilip biçilerek
Hasadı yapılırmış fi tarihinde.

Buna al makam derler buna mor
Neyin nesi olduğunu Şaban ustaya sor.
Şaban usta Üsküpten gelmiş, geleli otuz yıl olmuş
Üsküdar’da Fıstık ağacında bir tezgah kurmuş
Aklını fikrini yazmaya vermiş.
Dili birazcık Üskübe çalar
Mesela gel bir yemek yiyelim, demez de
Yiyelim bir yemek der…
Şipşak bir sofra kurulur
Tezgahın üzerine bir yazma serilir
Bir yumrukda iki baş soğan kırılır
Dört beş kalem pirzola, burcu burcu kekik
Sanki ömrümüzde yemek yemedik.

Kaynar kaynar balmumuna daldırır
Ihlamur ağacından oyalar kalıbı
Bir kalıpta onbin yazma basılır
Kalıp deyip geçme, yürek ister, bilek ister, göz ister
On binle çarpılır birin ayıbı
Kalıbın hasını da Hanımyan oyar
Hanımyan altmışbeş yaşındadır
Galata Kulesi kadar yerli, Kızkulesi kadar turfandadır
Bir ellerini görsen baylırsın
Asur heykelleri gibi küt küt, çentik çentik emektar eller
Binlerce kalıp oymuş bugüne kadar
On binlerce yazma dağda bayırda onun şarkısını söyler
Yazmalar uçun, yayladan geçin
Has rengi, has biçimi; has insanı seçin yazmalar..

Yazma üstüne ne söylesem az
En belalısı siyah üstüne beyaz
Yazmanın siyahı sıcak ister hamam sıcağı
Sıcak bir şey değil, ama siyah boyanın dumanı
Ne dini vardır ne imanı
Yazmadan yıldıran budur
Bu çökertir elmacık kemiklerini
Akide şekeri gibi gülen gözler bulanır
Duman değil zehir, can mı dayanır?

Sonra yazmalar serilir çimene kandil kandil
Işıktan; renkten; nakıştan bir bayram kurulur
Davul zurna sesleri gelir uzaktan
İnsan eliyle tabiat gücü başa güreşirler
Daha sonra Bağlarbaşı’ndan denize inilir
Yazma dediğin balık misali akar suya, diri suya bayılır
Boğazın suları kütür kütür
Has olmayan ne varsa söker götürür
En sonunda yazmalar havalanır öbek öbek
İstanbul’dan deniz kokan yosun kokan bir merhaba!
İstanbul’dan deste deste nur, demet demet çiçek
Yurdun her yanına uçup gidecek Yazmalar uçun yayladan geçin
İyiyi, güzeli; temizi seçin yazmalar!

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir