Süreyya Operası – Kadıköy’ün Göz Bebeği

2 yıl önde bu hafta evlilik yıl dönümümüzde, oğlumun hediyesi olan konser biletleri ile son kez adımımı attım Süreyya Operası’na. Öyle büyülü bir mekan ki insanı hemen sarıp sarmalayıveriyor ve içerdeyken km olduğunuzu, nerede olduğunuzu unutup 1930’larda, Paris’te şık bir tiyatro salonunda buluyorsunuz kendinizi.  Daha girerken karşınızda sağa ve sola nezaketle kıvrılan merdivenler, davetkar ama çekinken sizi her basamakta yükseldikçe etrafınıza daha detaylı bakmanıza, gördüğünüz her şeye şaşırıp, keyifle bütün güzellikleri içinize çekmenize seyirci kalıyor. Üst balkona vardığınızda artık tüm alana hakim oluyorsunuz ve soluğunuz kesilerek duvara sırtını dayamış aslan ayaklı koltukların kumaşlarına, kibar sehpalara ve süslemelere, yıllar boyu sanat ve kültür kokan bu binaya yakınlığınız daha da artıyor.

Son gidişimizde, oğlumun jesti ile konseri locadan izleme fırsatı bulduğum için size locaya girdiğim andan itibaren gördüğüm büyüleyici manzarayı anlatmak isterim.

Sanki bıraksanız tüm dünyayı aydınlatacakmışcasına ışık saçan dev avize, ana salon  ve  sahnenin 3 tarafına yerleştirilmiş locaların baktığı bu harika mekanı, tavandaki freskleri duvardaki resimleri birbirleri ile yarıştırırcasına gözler önüne serip, adeta bir geçit resmi düzenliyor. Daha konser başlamadan sanata, güzelliğe, tarihe ve geçmişe doyuyorsunuz. Ardından ışıklar kapanıp sahneye tüm odağınızı verdiğinizde sadece kulaklarınız değil ruhunuz da çalan müziğin tınıları ile dolup taşıyor.. Öyle ki konser bittiğinde ayrılmak istemiyor ve tekrar tekrar gelmek istiyorsunuz. Bu etkileyici mekan sizi bırakmıyor sanki. Defalarca gitmeme rağmen her gittiğimde aynı hisleri yaşadığımı itiraf etmeliyim. Her çıkışta da müziğin büyüsünden kurtulduğum ilk anda, İstanbul’a böyle mekanları neden bir elin parmaklarını geçmeyecek adar z olduğunu, neden sanata, kültüre bu kadar aç olmamıza rağmen isleyecek yerlerin bu kadar az olmasını düşünmekten de kendimi alamıyorum. Sadece Kadıköy’lüler değil, tüm İstanbul’lular bu gösterilere çok büyük ilgi gösteriyor, biletler adeta çıktığı gün bitiyor. İstanbul’da opera izlenebilecek bir iki salon olması ne acı değil mi? Bir çok başka şey ile övüneceğimize sanatın beşiklerinden birinde yaşayıp, sanata ve kültüre bu kadar sırtımızı dönmekten bıkmadık mı?

Böyle özel bir binanın bana kalırsa tek eksiği locanızda harika bir konseri izlerken  su dışında yanınıza alabileceğiniz alkollü ve alkolsüz içeceklerin de bulunmamasıdır. Locanızda kahve, kola veya bir kadeh şarap içerken müzik dinleyebilmek ve iskemleden daha rahat koltuklarda oturabilmek çok daha keyifli olabilirdi.

İşte Süreyya Opera’sının bendeki izlenimleri böyle. Şimdi pandemi dolayısı ile gidemiyoruz ancak bu binayı aşağıdaki linklerden,  360 derece gezebilmek mümkün.

Sureyyaoperası.kadikoy.bel.tr

Aşağıda paylaştığım Süreyya Opera’sının tarihi ve bugünkü haline gelmesinde büyük katkıları olan Dr. Murat Katoğlu’nun anlattıkları, süreyyaoperası.kadikoy.bel.tr , istanbul gov.tr  ve vikipedia’dan aynen alıntıdır:

Tarihi

Süreyya Sineması’nın öyküsü İstanbul’un işgal altında olduğu günlere uzanıyor. Darüşşafaka Derneği, 1922 yılında Kadıköy’de Eğitim Bakanlığı’nın okullara ödenek vermemesi nedeniyle kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalan okulların yararına Apollon Tiyatrosu’nda (Bugünkü Rexx Sineması) büyük bir müsamere düzenlemek istedi. Ancak kilisenin Süreyya İlmen’den yüklü bir para istemesi üzerine onuru kırılan Süreyya İlmen Kadıköy’e modern bir sinema ve tiyatro binası yapmaya karar verdi.

Süreyya İlmen, Avrupa’daki tiyatro modellerini inceledi. 1924 yılında Süreyya Opereti’nin inşaatına başladı. Sinemanın hol kısmı Paris’teki Champs Elysee Tiyatrosu’ndan esinlenerek yapıldı. İç kısmında ise Alman tiyatrolarının yapısı kullanıldı.

O zamanlar henüz sesli film çağı başlamamıştı. Salon düzeni hem sinemaya, hem de tiyatroya uygun şekilde tasarlandı. Süreyya Operası’nın yapıldığı yıllarda Kadıköy’de henüz elektrik yoktu.

Süreyya Opereti 6 Mart 1927’de görkemli bir galayla Kadıköylü sanatseverlere kapılarını açtı. Haftanın belirli günlerinde salonlar temsiller için kullanıldı. 1930’da sesli filmlerin gösterilmesi için gerekli teknik değişiklikler yapıldı. 1936 yılının temmuz ayında da sinemanın yazlık bölümü açıldı. Sinemanın işletmeciliğini bizzat Süreyya Paşa yaptı.

İlk müdürü ise Nâzım Hikmet’in babası Hikmet Nâzım oldu. Süreyya İlmen 1950 yılında sinemayı, geliri kendisi ve eşi ölünceye kadar kendilerine ait olmak üzere Darüşşafaka Cemiyeti’ne bağışladı. Süreyya İlmen’in ölümüne kadar 15 yıl süre ile sinemanın işletmeciliği Lale Film tarafından yapıldı. Süreyya İlmen 1955’te, eşi Adalet Hanım ise 1966 yılında vefat etti.

Süreyya Sineması 1994 yılında yenilenmek için üç hafta kapatıldı. Sinemaya İspanya’dan getirilen koltuklar, üç boyutlu gösterime uygun gümüşlü perde ve ses düzeni yerleştirildi. 2003 yılının yaz aylarında da ses düzeni ve teknik ekipmanları son teknolojiye göre yenilendi. Süreyya Sineması’nın bina dış cephesi de Darüşşafaka tarafından aslına uygun olarak onarıldı.

2003’ten sonra da son teknolojiye göre yenilenen Süreyya Sineması yeterli sayıda sinemaseveri salona çekemeyince binanın kültür merkezine dönüştürülmesi gündeme geldi.

Kadıköy Belediyesi’nin çabalarıyla 2005’te 49 yıllığına kiralanan bina için gerekli projeler hazırlandı ve Anıtlar Kurulu’nun onayıyla uygulandı. Bu çalışmalar 14 milyon lira tutarındaydı.

Süreyya Binası’nın yeniden doğuş yolculuğunu İzmir’deki Elhamra Sineması’nı İzmir Operası’na dönüştürülmesinde önemli rol oynayan Dr. Murat Katoğlu ve mimar Ersen Gürsel başlattı. Katoğlu ve Gürsel’in önerisiyle Kadıköy’de işlenmeyi bekleyen bir mücevher olan Süreyya Binası yeniden gündeme geldi. Bina 49 yıllığına Kadıköy Belediyesi’nce kiralandı ve Süreyya Paşa’nın amacına, ideallerine ve hatırasına uygun biçimde Opera Binası’na dönüştürülmesi için adeta yeniden şantiyeye dönüştürüldü.

Önce mekanik ve statik konular ele alındı. Deprem ve yangına karşı takviye ve önlemler gerçekleştirildi. Opera temsilleri için gerekli olan Süreyya İlmen Paşa’nın da dile getirdiği mekanlar düzenlendi, orkestra çukuru genişletildi. Sahne donanımı, aydınlatma, ışık sistemi ve ses düzeni yapıldı. Bütün dekoratif unsurlar elden geçirildi, temizlendi. Tavan freskleri, duvarlardaki pano resimler uzmanlar tarafından titizlikle ve usulünce onarıldı. Bütün bina onarılıp elden geçirildi. Yapının cephesinde ve sahne portal çerçevesinde yer alan heykeltıraş İhsan Özsoy‘a ait kabartma heykeller olduğu gibi korunarak temizlendi. Koltuklar, halılar ve avizeler özel olarak yapıldı. Bina mimar Cafer Bozkurt tarafından hazırlanan röleve ve restorasyon projesine göre onarılıp yenilendi. Tahrip olmuş dekoratif parçalar, tespit edilen örneklerine göre tamamlandı. İç ve dış cepheler aynen korunup, Süreyya Paşa’nın anılarında bir türlü yaptıramadığını belirttiği sahne sanatları icrası için zorunlu bölümler olan kulis, sanatçı odaları, teknik odalar asli yapıyı bozmadan zemin altına yerleştirildi. Yapıda bulunmayan havalandırma sistemi de eski esere zarar vermeden kuruldu. Süreyya’nın muhteşem salonu için yeni koltuk ve halılar tasarlandı. Bütün avize ve aydınlatmalar Süreyya için özel tasarlanıp üretildi. Muğla Yatağan’dan özel olarak beyaz mermerler getirtildi dış merdivenleri yenilendi.

Tarihi Süreyya Binası, Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası olarak 27 Ekim 2007 tarihinde Ahmed Adnan Saygun‘un Yunus Emre Oratoryosu ile kapılarını bir kez daha sanata, sanatçıya ve sanatseverlere açtı. Restorasyon çalışmasından sonra Kadıköy’ün ve Anadolu Yakası’nın birinci, Türkiye’nin ise altıncı Opera Binası olarak sanatseverlerle buluştu. Böylece 80 yıl aradan Süreyya İlmen Paşa’nın “Kadıköy’de Opera” hayali gerçekleştirilmiş oldu.

Özel Bir Bina

Dr. Katoğlu, “Süreyya Operası, İlmen’in 1920’li yıllarda yurt dışı seyahatlerinde gördüğü opera temsilleri, müzikal ve sanat faaliyetlerinin yapılacağı bir binanın İstanbul’da da bulunmasını arzu etmesi üzerine 1924 yılında inşasına başlamış, 1927’de tamamlanmış. İlmen’in kendi anlatımıyla bu binanın içi Berlin’de bulunan bazı tiyatro binalarından esinlenilerek inşa edilmiş. İlmen, fuaye ve dış alanın ise Paris’de bulunan ünlü Champs-Élysées Tiyatrosu fuayesinden örnek alınarak yapıldığını söyleyerek, “Gerçekten bütün o merdiven ve parmaklıklar tamamen oradan alınmıştır. Bu bina özel bir bina. Duvarlarındaki resimler Naci Kalmukoğlu, iç ve dışındaki heykeller ise Türkiye’nin ilk heykeltraşlarından İhsan Özsoy tarafından yapılmış. Bunların restorasyonları da TBMM Milli Saraylar İdaresi’nin restoratörleri tarafından özenle yapıldı.” dedi.

İlk Temsil Yunus Emre Orotoryosu

Bir müzik mekânı olan binanın ağırlıklı olarak Devlet Opera ve Balesi tarafından temsil ve provalarda kullanıldığını söyleyen Dr. Katoğlu, bununla birlikte 12 yıldır Kadıköy Belediyesi Oda Müziği Pazartesi konserleri ile İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın düzenlediği İstanbul Müzik Festivali bünyesinde her sene bazı konserlerin de yine Süreyya Operası’nda icra edildiğini belirtti.

Binanın restorasyon sonrasında açılışı, yani ilk temsili 2007 yılı Ekim ayında Şef Rengim Gökmen yönetimindeki İstanbul Devlet Opera ve Balesi orkestra ve korosu tarafından icra edilen, besteci Adnan Saygun’un Yunus Emre Oratoryosu ile yapıldı. Süreyya Opera Sahnesi haftanın altı günü Devlet Operası, Pazartesi günleri ise Kadıköy Belediyesi Oda Müziği Konserleri için yıllık programlar çerçevesinde kullanılıyor.

Ayrıca genç yetenekleri halkla buluşturan ücretsiz fuaye konserleri düzenlenen Süreyya Operası’nda açılışından bu yana tüm temsil ve konserler İstanbullular tarafından yoğun ilgi görüyor.

Süreyya Operası her sene Ekim ayı başında yayınlanan yıllık temsil programına göre kapılarını sanatseverlere açıyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüze miras kalan bu güzel binanın sanat kokan havasını solumak isteyenler için,  http://www.sureyyaoperasi.kadikoy.bel.tr/ adresinden etkinlik takvimine ve detaylı bilgiye ulaşmak mümkün

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir