Sarı Tramvay Şehri : Lizbon

Bazı şehirlerin birlikte anıldığı simgeleri vardır ya, işte Lizbon’unki de sarı tramvay. Yokuşlu şehre çok da yakışıyor, üstelik de sadece görüntü değil eni konu yolcu taşıyor..Aslında Portekiz’in başkenti olmasının yanı sıra öyle fazla şey var ki orayı hatırlatan, tramvay kadar simgesel olan. Bir de gidiş uçakla İstanbul’da yaklaşık 5 saat sürmese.

Sizlere tüm kitap ve web sitelerinde yazan Lizbon tarihi, gezilecek yerleri, nerede kalınır gibi bilgiler vermeyeceğim.  Zaten oralardan okursunuz. 4 günlük ziyaretimde bende bıraktığı izleri paylaşmak istiyorum.

Öncelikle yurt dışına gittiğimde genelde merkeze yakın yerlerde konaklamak isterim çünkü bir şehri en iyi keşfetmenin yolunun yaya olarak o şehrin sokaklarında kaybolmak olduğuna inanıyorum. Lizbon o kadar güzel bir şehir ki buna çok müsait, yokuşlar için de malum sarı tramvay var, tabi otobüs, taksi gibi alternatifler de.. En çok da tuk tuk denilen 3 tekerli motosikletlerin arkalarına oturacak yerler yapılmış mini taksilerini sevdim Lizbon’un. Hele sıraya girdiklerinde rengarenk öyle güzel duruyorlar ki.  Yine de mecbur olmadıkça yürümek en iyisi.

Lizbon’da tabi ki ben de turistik bazı mekanları ziyaret ettim, Vasco de Gama anısına inşa edilen Belem Kulesi ve hemen karşısındaki  tarihi Belem Pastahanesi. Bu pastahanenin meşhur tatlısı Belem Turtası ya da diğer adı ile Nata’dan kendinizi tutmazsanız epey tüketebilirsiniz. Günde 20.000  – yirmi bin adet satıldığını biliyor muydunuz? Üzerine “dikkat bağımlılık yapar” yazmak lazım. Ancak size Lizbon’daki yemek deneyimlerimi yazmayacağım, onları başka bir yazımda yeme-içme bölümümde bulacaksınız.

Lizbon’dan bahsedip şehrin mozaik mimarisinden bahsetmemek haksızlık olur kanımca.  Romanesk, gotik, barok, manuelin, modern ve post modern yapıların birbirini kucakladığı bir şehir Lizbon. Mimarisinin yanı sıra çok farklı kültürlerle etkileşim içinde olduğundan hareketli yaşamı, müzik ile iç içe olması, tarih ve alışveriş açısından turistlere hep cazip gelen bir şehir. Alışveriş deyince o konuda da oldukça başarılı olduğumu eklemeliyim. Genelde çok turistik şeyler almam ve daha çok sokak ressamlarının yaptıkları ile ilgilenirim ama Lizbon’da çok sevdiğim balık motifinde yapılmış her türlü tekstil ürünü, anahtarlıklar, bardaklar filan derken biraz abartmış olabilirim. Bunun en iyi yanı eve gelince bu kadar şeyi nereye koyacağım diye düşünürken birer birer  dostlarınıza hediye ediyorsunuz. Size de bir ya da iki hatıra kalıyor.

Lizbon’un sokaklarında fado sesleri yankılanıyor gibi geliyor insana. 19.yüzyılda denizci eşleri, sevgilileri, denizden gelmeyen sevdiklerine ağıtlar yakmışlar ve fadolar o şehrin simgelerinde biri olmuş. Fado şarkıları genelde hep hüzün, özlem ve acı içeriyorlar.  Oraya kadar gidip fado dinlemeden olmaz diye yemekli bir fado evine gittik. Güzel bir Portekiz  şarabı eşliğinde fado dinlemenin zevkini anlatamam. Özellikle de benim gibi fado seven biri için. Maalesef Fado Müzesi biz gitmeden 5 dakika önce kapandığı için göremedik. Gidecekler mutlaka gezsinler. 

Lizbon’da çok sevdiğim bir adet de,  otelimizin yakınlarında herkesin akşam eğlencesinden sonra gelip  ayaküzeri vişne likörü ile geceyi sonlandırmaları. Meğerse bu Vasco De Gama’dan beri gelenek haline gelmiş bir alışkanlıkmış. Vasco De Gama içmeyi severmiş ve hemen ayakta içilebildiği ve daha uygun fiyatlı olduğu için vişne likörünü tercih edermiş. Lizbon sokaklarını arşınlarken birçok yerde bu vişne likörcülerine rastlayabilirsiniz ama efsane bu ya bize Vasco da Gama hayatta olsaydı burada vişne likörü içerdi gibi geliyor. En meşhuru nerede derseniz A Ginjinha! Kapının önündeki kuyrukları ve kalabalığı görünce girip içmeden edemiyorsunuz zaten.

Lizbon’daki son günümüzü de masal şehrine benzeyen Sintra’ya ayırdık. Merkeze 28 km uzaklıkta olan bu şehir eski zamanlarda kralların yazlık evlerinin olduğu bir yermiş.  Şato benzeri devasa araziler içindeki sarayları, arnavut kaldırımlı sokakları ve buradaki butik satış mağazaları ile gerçekten Disney stüdyoları gibi bir kasaba Sintra. Burada bulunan Pena Sarayı’nın da UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındığını belirtmeden geçemeyeceğim.

İşte Lizbon bende böyle güzel anılar bıraktı ve bir daha gidip bu defa yeni deneyimler edinmeyi çok istiyorum.

Sizlere de keyifli seyahatler dilerim.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir