Kadın hikayeleri beni hep etkilemiştir. İşte bu kitap bir kadının kalbinden, hafızasından ve geçmişinden aktarılan bir hikaye. O nedenle sizinle paylaşmak istedim.
Bazen bir eşya, sadece eşya değildir.
Bir çekmeceye saklanan küçük bir kolye, solmuş bir fotoğraf, eski bir kül
tablası…
Hepsi, sessizce saklanan bir tarihin taşıyıcılarıdır.
Renkli Çekmeceli Şifonyer tam da böyle bir hikâyenin kapısını aralıyor.
Genç bir kadın, anneannesi Rita’dan ona miras kalan on renkli çekmeceli
şifonyeri açtığında sadece çocukluk anılarıyla değil; göç, kayıplar, politik
baskılar ve dirençle dolu bir hayatın izleriyle karşılaşıyor.
Ben kitabı bitirdiğimde çok büyük bir tat almakla birlikte, özellikle göç hikâyesinin ve kayıpların insanın ruhunda bıraktığı gölgeyi anlatış biçiminin oldukça başarılı olduğunu düşündüm. Romanın temposu zaman zaman beni tam içine çekmese de, anlatmak istediği tema ve duyguların güçlü olduğunu söyleyebilirim.
Rita, ailesi Franco diktatörlüğünün karşısında olduğu için kardeşleriyle
birlikte Fransa’ya göç ediyor.
Çocuk yaşta yaşanan bu kopuş, onun hayatının en ağır bagajı haline geliyor.
Henüz 10 yaşında, anne babasını istasyonda son kez öpüp, bir daha göremeyen bir çocuğun hikâyesi bu.
Fransa’ya vardıklarında hayatları kolaylaşmıyor; ikinci sınıf vatandaşlık
hissi, tutunma çabası, hayatta kalma mücadelesi…
Rita’nın en büyük dayanağı ise kadın dayanışması: kardeşleri, teyzesı ve onları
sahiplenen Madrina.
Bu nokta bence romanın en dokunaklı tarafı:
Kadınların birbirine omuz vererek hayatta kalması.
Rita büyüdükçe kendine yeni bir kimlik kurmaya karar veriyor. Adını değiştiriyor, Fransız görünmeye çalışıyor, başka bir şehirde hayat kuruyor. Seviyor, seviliyor, evlilikler yaşıyor, düşüyor, kalkıyor…
Ve her dönüşünde yanında kadınlardan oluşan bir “sessiz ordu” var.
Anneler, kız kardeşler, dostlari hayatın dikenlerine birlikte göğüs geriyorlar.
Roman, tam da bu yüzden, romantik bir göç hikâyesinden çok daha fazlası:
Direnç, dayanıklılık ve hayatta kalma manifestosu.
Rita’nın torunu, şifonyeri açtığında aslında bir hayat hikâresinin gizli
bölmelerini açıyor.
Bir yanda masum çocukluk anıları,
diğer yanda göç kampları, ayrılıklar, politik baskı, yeniden kurulan hayatlar…
Her çekmece bir yara, bir hatıra ve bir umut taşıyor.
Duygusal yoğunluğu yüksek bir kitap.
Akış olarak beni zaman zaman tam içine çekmese de, şu gerçek çok netti:
Eğer göç hikâyeleri, kadın dayanışması ve kişisel hafıza temalı romanları
seviyorsanız Renkli Çekmeceli Şifonyer, yavaş ama derin ilerleyen
anlatısıyla ilginizi çekebilir.
Kolay bir hikâye değil; ama taşıdığı gerçek duygularla okurun zihninde iz
bırakıyor.
Sizlerin de renkli çekmesi olan bir şifonyeriniz var mı?