Bir dostumuzun aracılığı ile tanıştığımız ve o günden beri müdavimi olduğumuz Santral Dükkan ile ilgili yazmak ve onu işleten Defni Sofuoğlu ile yaptığımız dostça söyleşiyi paylaşmak istiyorum.
Santral Dükkan, Kalamış’ta bir sokak arasında açılmış çok şirin, çok samimi ve çok güzel bir cafe. İlk gittiğimde burada böyle bir yerin çalışıp çalışmayacağını ve iyi bir fikir olup olmadığını sorgulamaktan kendimi alamamıştım. Ama gitmeye başladıkça bu güzel cafenin uzun yıllar yaşayacağına emin oldum. Bunun mimarı da tabi ki işletmecisi Defni Sofuoğlu. O kadar güzel bir mekan ki hem sempatik dekorasyonu, rafine zevklere hitap eden bir çok tararım ürünü( el yapımı seramikler, takılar, kağıt ürünleri, çantalar, dekoratif eşyalar…)güler yüzlü hizmet ekibi, kaliteli ve titizlikle hazırlanan menüsü, hafta içi ve hafta sonlarında yapılan bir çok aktivite (Pazar günkü cazlı brunch’ı şiddetle tavsiye ederim), son olarak da müşteri gibi değil de evlerine giden bir misafirmiş gibi ağırlandığınız ve sizi kucaklayan bir mekan. Daha ne ister ki bir insan? Defni’nin daha önceki deneyimleri, vizyonu, zevki, güzele olan meyili ve dostlarına olan düşkünlüğü burasını samimi, sıcak ve çok keyifli bir mekan haline getiriyor. Gelenler neredeyse hepsi birbiri ile tanışıyor, masalar arası tatlı sohbetler olabiliyor, hepsinin merkezinde ise Defni var. Tanıştıktan kısa bir süre sonra bir çok ortak tanıdığımızın olduğunu fark etmemiz de bir tesadüf değil bence. Onunla yollarımızın kesişmesi gerekiyormuş ve iyi ki de olmuş. Defni’ye blog ile ilgili düşüncelerimi açıp anlattığımda da beni destekleyenlerden birisi olduğu için ayrıca teşekkür etmek istiyorum. İşte ona kim olduğunu, bu noktaya nasıl geldiğini ve hayallerini, vazgeçemediklerini sorduğumda şunları anlattı :
Sevgili Coolcat, böyle Corona günlerinde hepimiz için iyi gelecek şeylerden biri de yazı yazmak olsa gerek. Bu vesileyle blog’una misafir olduğum için teşekkürler. Ben, yani Defni Sofuoglu; akademi resim bölümü mezunu yaklaşık 10 senedir de bir cafe ve tasarım dükkanı işletmeciliği yapan doğa sever, hayvan sever, okur, çizer, yeni yerlere gidip görmeye, keşfetmeye meraklı, yemek yemeyi de yapmayı da seven, misafir ağırlamaktan keyif alan, dostlarıma düşkün biriyim. Akademi sonrası idealist kalmak veya para kazanmak ikileminde, ideallerimi yapmak için önce para kazanmak lazım seçeneği ile hareketle kurumsal çalışmaya karar verip sigortacı oldum. Sonra kendi acentemi kurup şirketten ayrıldım, hali hazırda hala geçmişten gelen sigorta portföyümü yönetiyorum. Arada evlilik, ülke dışına taşınma gibi aralar o anda anlayamasam bile hayatıma, bana hep bir katma değer getirmiş. Bu parçalar insanın hayat yolculuğunda daha sonra bir şekilde birleşiyor ve anlam kazanıyor. O yüzden yaşadığım her şeye sükrediyorum. Yurt dışında iken eğitimini aldığım resim ile daha çok uğraşma imkanım oldu. Müzeler, sergi ve galeriler gezmek farklı bir kültürün içinde buyuk bir şanstı benim için. Döndükten sonra hem isletmeci tarafım hem de sanat eğitimini birleştirebileceğim bir işim oldu. Santralistanbul Çağdaş Sanatlar Müzesi ve Enerji Müzesi’ne bağlı bir müze dükkanının kurulması, geliştirilmesi ve yönetilmesi aşamalarında yönetici olarak çalıştım. Santraldükkan ilk önce yönetici, sonra işletmecisi olduğum müze kapanana kadar çalıştığım bir yer oldu. Sonrasında dükkanı tasarımın daha hareketli, kitlelere daha rahat ulaşabileceği Galata’ya taşıdım. Müze dükkanı ile hayata başlayan Santraldukkan cafe konsepti ile birlikte Galata’nın en güzel sokaklarından birinde 7 yıl hizmet verdi. Gezi ve sonrası Beyoğlu’nda başlayan değişim rüzgarları bizi de alternatif mekan arayışına itti. Anadolu yakası yaşadığım yerdi ve ben senelerce hem okurken hem çalışırken hep kıtalar arası yolculuk yapmıştım. Trafikte geçirdiğim kayıpları azaltıp biraz zamanı yavaşlatarak hem de keyifli bir çalışma ortamı yaratma hevesi ile Kalamış’ta sokak arasında ‘ mahalle’ tanımına tam uyan bir yere işletmeyi taşıdım. Mekanımı evim gibi görmem her şeyi çok kolaylaştırdı benim için. Dekorasyonundan, ışıklandırmasına, menüsünden, seçilmiş tasarım ürünlerine , müziğine kadar her şey bir ev sıcaklığında olsun istedim. Mahalle kavramı içerisinde komşusu esnafıyla bana verdiği huzuru umarım herkese de veriyordur. Hafta sonu jazz brunch’ları, atölye çalışmaları, özel günler için yemek, konsept parti etkinlikleri ile hem sıkılmıyoruz hem alternatif yaratmak bizi yeniliyor, heyecanlandırıyor. Mahalle sessizliğinde olduğumuzu bazı aktivitelerimizde unutabiliyoruz, ama sevgili komşularımız hemen hatırlatıyor 😁
İşim, benim sosyalleşmemi sağlayan en önemli yer. Hayvan dostu bir işletmeyiz. Pozitif olmak benim mottom. Sosyalleşmek, yeni insanlar tanımak, hayvan dostlarımızla doğaya saygılı, bireye saygılı yaşamak, sağlıklı bir beyin ve ruh içerisinde olmak hiç bir zaman vazgeçemeyeceğim şeyler. En köyü günümde bile kendime ertesi gün her şeyin değişebileceğini, sabah kalktığımda her şeyin daha iyi olacağını telkin ederim. Anneannemin felsefesi ‘yeni bir gün yeni fırsatlarla’ gelir aklımdan hiç çıkmaz. Herkesin kendi küçük mucizelerini yaratması gerektiğine inanırım. Evimde 4 kedi ve köpeğimle huzurlu ve mutlu bir atmosferde yaşıyorum. Onların varlığı hem ruhen beni besliyor hem de fiziken bağışıklık sistemimi güçlü tutuyor. Şanslıyım şehirde yeşilin içerisinde 4 balkonu olan bir yerde yaşıyorum. Çiçeklerimle ilgilenmek de terapi gibi geliyor bana. Fırsat buldukça küçük havuçlar koyarım önüme. Ayda bir kimi yurt içi kimi yurt dışı seyahatlerine giderim. Yeni kültürlerle tanışmak beni hep heyecanlandırmıştır. Mesela, Mardin bir çok dinin, kültürün kesiştiği mistik, harika bir yerdi. 2 kere gittim, tekrar gitmek isterim. Kars hayran kaldığım Baltık mimarisi, heykelleri ve Ani harabeleriyle kalbimde özel bir yerde. İtalya ne kadar gidersem gideyim hiç sıkılmayacağım bir ülke. Estetik, tarih ve sanat, yeme-içme keyfi ile sonsuz mutluluk veriyor bana. Fas, Marakeş majorel maviye bir kez daha aşık olduğum, otantikliğin ve rengin içinde kaybolduğum bir yer. Fransız eleganslığıyla birleşmiş bir Afrikalı. Yunan adaları, Atina genlerimde de taşıdığımdan mıdır bilmem hep özeldir benim için. Yeme-içme ve eğlencesi, mavi-beyazı, denizi, insanı, dili, sirtakisi ile suyun öbür tarafı kısa tatil planlarımın adreslerindendir hep.
Kendim için en büyük dileğim tabii ki başta sağlıklı olmak sonra elimin uzandığı gözümün gördüğü, hayatıma girmiş, teğet geçmiş şeylere destek olabilmek. Çocuk, hayvan, doğa elimden ne ve ne kadar gelirse aktif rol alabileceğim her şeyde var olmak. Hayat bize verilmiş boş bir sayfa, o sayfaları nasıl dolduracağımız bize kalmış. Kimi roman olacak kadar kıymetli mi yoksa müsvedde defteri tadında mi biz karar veriyoruz. Benim için o tek tek sayfalar çok değerli onları olabildiğince güzel doldurmak istiyorum; hem ben geriye dönüp baktığımda keyifle bakabileyim diye, hem de benden sonrakilere belki belgesel kıvamında bir şey kalır arzusuyla. Anı ve insan biriktirmenin bu hayattaki en önemli birikim olduğu inancıyla yaşamayı ciddiye alıyorum. Merakla ve heyecanla hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşamak, sonrasında da anılarda yaşamaya devam edebilecek kadar iz bırakabilmiş olmak önemli benim için. Güzel günlerde görüşmek dileklerimle.
Sevgiler
Defni




