Evet bugün sevgililer günü. Bir çok klişe şey var yazılabilecek ancak ben okuduğum kitaplar içinde beni derinden etkileyen bir aşk hikayesini paylaşmak istiyorum sizinle. Tabi bu kitaba aşk hikayesi demek biraz haksızlık olur çünkü içinde hem gerçek hayattan, hem tarihten, hem bugünden, hem politikadan hem ilişkilerden hem de gerçek aşktan bahsediyor Serenad.
Bu kitabı okuyalı yıllar oldu ancak hala izleri sıcak ve taze olacak kadar etkilemiştir beni.
Tarihi bir konu üzerinde temellenen bir aşk hikayesi. Çok fazla dile getirilmeyen, 2.Dünya Savaşı sırasında yaşanan olaylardan sadece bir tanesi olmasına karşın Zülfü Livaneli’nin anlatımı ile belleğimize kazınan dokunaklı bir hikaye bu. Sade ve doğal anlatımı ile Livaneli bizlere çok farklı hayatlardan ve kaderlerden derlenen bir kurgu içinde bu dünyada yaşamanın bedelini, Struma gemisinin hikayesinde tüm insanlığımızı sorgulatıyor. Maximillan ve Nadia’nın şahıslarında onların acılarına ortak olurken Nazi dönemi, hükümetlerin kararları ve bir hiç uğruna hayatını kaybeden insanların hikayesini Maya’nın gözünden paylaşıyor bizimle. Aşkın ve kavuşamamış iki sevgilinin duygularını iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Tüm hikayenin arka planında ise Schubert’in Serenade’ı size eşlik ediyor
Kitabın konusu kısaca şöyle;
Tek başına çocuk büyüten, çalışan ancak hem kendi çocuğu ile hem de kendi geçmişi ile hesaplaşmasını bitirememiş modern bir kadın olan Maya, çalıştığı üniversiteye konuk gelen yaşlı profesör Maximillan Wagner ile çok farklı bir yolculuğa çıkıyor. Hem Max’ın geçmişi ve yaşadıkları, hem de Maya’nın kendi geçmişindeki olaylar, gün ışığına çıktıkça iç içe geçen insan hikayelerini çok güzel bir kurgu ile birleştiren Livaneli, savaşın acımasız yönlerini, etkilerini ve adaletsizliğini tarafsızca sorgularken yaşanan acıları içimizde hissetmemize sebep oluyor. Maximillan Wagner’in, Almanya ve Avrupa’daki Yahudi soykırımından kaçan 190 bilim adamının ve ülkemize sığınmaları ve başta İstanbul Üniversitesi olmak üzere üniversite ve bilime birçok katkı sağlamış bu 190 kişiden biri olarak roman kahramanını tanımlamış. İşte bu hikaye ile kemanı ile, Şile kıyılarında ölüme mahkum edilen Nadia’sını beklerken Serenade eserini ruhunda hisseden Max’in sonsuz aşkına vedasına tanıklık ediyoruz.
Yazımı bitirirken Struma gemisinde hayatını yitiren 768 kişiyi, onları umutsuzca bekleyenleri ve acılarını içinde taşıyanları saygıyla anmak istiyorum.