Onu tanıdığımda ortaokulda filandım. O kadar naif, o kadar içten ve o kadar güler yüzlü bir insandı ki güldüğünde güneş doğdu sanırdınız. Yazlık evimizin olduğu sitede bir avuç genç arkadaşlık ederek büyüdük. Sonra yollar ayrıldı, üniversite, iş, evlilik, çocuklar derken uzun süre koptuk. Geçtiğimiz yıl emekli olduktan sonra yeniden buluştuk ve kaldığımız yerden devam ediyoruz. Onun yazmaya, hele de çocuk romanları yazmaya başladığını daha geçtiğimiz yıl öğendim. Sadece romanlar ve hikayeler yazmadığını ama bir çok sosyal sorumluluk projelerinde de aktif olarak yer aldığını biliyorum. Görüşmediğimiz süreye ödüller, ve 8 kitap sığdırmıştı. Hala da yazıyor, dokuzuncu kitap yolda. Ben onu iyi tanıyorum ama onu sizinle de tanıştırmak istiyorum. Çocuklarınız varsa mutlaka romanlarını alın ve okutun. Gerçekten düşünülerek yazılmış, harika kurgular ile çocuklara vermeye çalıştığı değerleri seveceksiniz. İşte yaptığımız keyifli sohbetin yazılı hali aşağıda :
1. Seni tanımayanlar için kendini tanıtır mısın?
Üsküdar Amerikan Lisesi’nden mezun olduktan sonra Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden lisans ve yüksek lisans derecemi aldım. 2002 yılına kadar Sınai Yatırım Bankası’nda çalıştım. Banka’nın Türkiye Sınai Kalkınma Bankası ile birleşmesinin ardından emekli oldum. Emekliliğimin ilk dönemlerinde Avrupa Birliği projelerinde danışmanlık yaptım. Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan sekiz ve baskısı bulunmayan üç kitabım var.
2. Yazmaya nasıl başladın? Neden çocuk kitapları?
Çocuklarımı büyütürken, onlara okuduğum kitaplarla çocuk edebiyatını, bu büyülü dünyayı ne kadar çok sevdiğimi hatırladım. Bu dönemde masallar, kitaplar tercüme ettim. Ayrıca iş hayatının yoğunluğundan fırsat buldukça yazdığım birkaç öykü ve şiir Kırmızı Fare Çocuk Edebiyat Dergisi’nde yayımlandı. Emekli olduktan sonra yazmaya daha fazla ağırlık verdim ve Murat Gülsoy ve Pınar Kür’ün yaratıcı yazarlık atölyelerine katıldım.
Yazdıklarımı bu alanda yetkin kişilerin değerlendirmesi ve kendimi disipline etmek amacıyla yarışmalara katıldım. 2004 yılında Tudem Yayınevi’nin açtığı yarışmada masal kategorisinde mansiyon aldım. Bu dosya daha sonra Günışığı Kitaplığı tarafından Berber Pire Tellal Deve ismiyle yayımlandı. Ertesi sene Bu Yayınevi’nin dedektif romanları yarışmasında Ablamı Nereye Kaçırdılar? adlı dosyamla birinci oldum. 2006 yılında Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği’nin Sulhi Dölek adına açtığı öykü yarışmasını kazandım. Romanlaştırdığım bu öyküler Günışığı Kitaplığı tarafından Gizli Formül Hangi Zarfta! ismiyle yayımlandı.
Çocuk kitaplarına yönelmemin başta nedeni çocuklara olan sevgim. Kimi arkadaşlarım, tanıdıklarım zaman zaman bana “Yetişkinler için ne zaman yazacaksın?” diye soruyorlar, ben de “hiçbir zaman,” diye yanıtlıyorum. Onların sorusundaki küçümseme imasını anlıyorum elbette, ama ben çocuk edebiyatını çok önemsiyor ve çok özen gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum.
3. Nelerden ilham alıyorsun, seni neler motive ediyor?
Yazdığım kitapların konuları benim de gündemimi, zihnimi meşgul eden konular oluyor. Çocuğa yeni karşılaşmalar, tanışmalar sağladığımız gerçeğini gözden ırak tutmadığımız ve ruhsal gelişimini örselememeye özen gösterdiğimiz sürece her konunun çocuğa anlatılabileceğini düşünüyorum.
4. Kitaplarından bahseder misin? Nasıl konular içeriyor?
Sanırım dedektif romanı yarışmasına katılmış olmak, beni bu alana yönlendirdi. Bununla birlikte Ömer Hepçözer Dedektiflik Bürosu serisindeki İstanbul’u Çalıyorlar ve Çalınan Kent isimli kitaplarım fantastik öğeler de içeriyor. İstanbul’un tarihi anıtlarının çalınması ve bir yetişkin ve bir çocuk dedektifin polislerle işbirliği içinde ipuçlarını değerlendirerek hırsızların yakalaması çerçevesinde gelişen kurgu ile çocuklara İstanbul’un biricikliğini, tarihsel zenginliğini göstermek, ancak ne yazık ki bu güzel kente çok hoyrat davrandığımızı duyumsatmak istedim. Gizli Formül Hangi Zarfta hayal dünyası zengin çocukların dünyayı yok edecek bir silahın peşinden koşarken sınav sorularını çalan hırsızları bulmasını konu ediyor.
Lise ve üniversitede halk oyunları oynamış, halk edebiyatı ile ilgilenmiştim. Sanırım tekerlemelerden yola çıkarak yazdığım iki şiir-öykü kitabımda- Berber Pire Tellal Deve ve Sarımsaklanır mı Kedi?– bunun izleri var.
Umut Sokağı Çocukları mülteci sorununa eğiliyor, Suriye’den gelen bir ailenin İstanbul’da bir mahalle ile kaynaşmasını konu alıyor.
Belalı Dörtlü’ye Karşı ise akran zorbalığını dayanışma ile yenen bir sınıfın öyküsü.
Toplum olarak birlikte yaşama pratiğimizin zayıflaması, Eylül’de çıkacak olan kitabım Kayıp Defter’de güven, dostluk ve önyargıyı konu etmeme neden oldu.
5. Şu an elinde yeni bir proje var mı? Varsa bahseder misin?
Hepimiz pandemi döneminin bir an önce sona ermesini istedik. Oysa bir türküde söylendiği gibi “Geçen gün ömürdendir.” Bu düşünceden yola çıkarak zaman konusunu irdelemek istedim. Ancak daha başındayım, belki de beğenmez çöpe atarım.
6. Yazar olmak isteyen çocuklara ne gibi tavsiyeleriniz olur?
Okullarda buluştuğum çocuklar da bu soruyu bana sık sık soruyorlar. Ben de onlara günlük tutmalarını öneriyorum. Bu sayede farkındalıklarının artacağını ve ifadelerinin gelişeceğini söylüyorum ama bence daha önemlisi kendilerini daha iyi tanıma fırsatı bulacaklar ve yaşamlarındaki yol ayrımlarında daha doğru kararlar verecekler.
7. Türkiye gibi kitap okuma oranı çok düşük bir ülkede bunu teşvik etmek için ne yapılmalı sence?
Öğretmenlere ve velilere büyük rol düşüyor. Veliler örnek olarak çocukta kitap sevgisini geliştirebilirler. Daha iyisi, aynı kitabı birlikte okuyarak çocuklarla tartışabilirler. Bu entelektüel paylaşım anne-baba ve çocuk ilişkisini başka bir boyuta taşıyacaktır. Öğretmenlerin de çocuklara tavsiye ettikleri kitapları önden okumaları ve bir değerlendirmeden geçirmeleri çocukların ilgilerini çeken kitaplarla buluşmalarını sağlayacaktır.
8. STK’larda çalıştığını biliyorum, bunu açabilir misin?
Emekli olduktan sonra dört sene Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği bünyesinde bir ilkokulda ikinci ve üçüncü sınıfa geçmiş ancak okuma yazma öğrenememiş çocuklara okuma yazma öğrettim ve üç okulun kütüphanesinde görev aldım. Haftada iki üç gün ile başlayan bu uğraş sonunda her gün okul ziyareti ile sonuçlandı. Çağdaş Yaşam’ın okullardaki faaliyeti engellendikten sonra, Oy ve Ötesi vasıtası ile tanıştığım Sultanbeyli’deki bir ilkokula haftada bir gün giderek çocuklara kitap okudum ve çocuklarla birlikte metni tartıştık. Ne yazık ki bu etkinlik de pandemi nedeniyle kesintiye uğradı. Halen İstanbul Gönüllüleri bünyesinde görme engelli bir çocuğa Türkçe derslerinde yardımcı oluyorum