Türkiye’de
kaç çeşit peynir olduğunu gerçekten de bilen var mı?
Belki biz bile bilmiyoruz.
Adını duymadığımız, tadına varamadığımız, çoğu zaman yolumuzun hiç kesişmediği
öyle çok peynirimiz var ki…
Yıllarca sofralarımıza hep aynı birkaç peynir girdi: beyaz peynir, kaşar, tulum, dil peyniri… Biraz cesur olanlarımız hellim ya da mihaliç dener, sonra yine alıştığı tatlara döner. Yeni bir peynir görünce önce kokusuna şüpheyle yaklaşır, tadını denemeye cesaret bile edemeyiz çoğu zaman. Oysa Anadolu’nun dört bir yanında; dağların serinliğinde, mezraların sessizliğinde, köy tandırlarının hemen yanında, bambaşka tekniklerle üretilen peynir hazineleri var.
Ve güzel
olan şu:
Son yıllarda bu hazineler nihayet tozlu raflardan çıkmaya başladı. Artizan
peynir üreticileri çoğalıyor, doğal üretim anlayışı güçleniyor, merak eden
insanlar artıyor. Yine de sistemli bir peynir kültürü oluşturma konusunda yolun
çok başındayız.
Peynir Bir Kültürdür
Fransa’da
peynir yemek değildir, yaşanır.
Her biri bir gelenek, bir tarih, bir gurur hikâyesi taşır.
Market raflarında peynir seçmek bile bir bilgi, merak ve zaman meselesidir.
Sofrada peynir, “yan ürün” değil, başrol oyuncusudur.
Bizde ise hikâye biraz daha farklı. Zenginliğimiz inanılmaz ama farkındalığımız zayıf. Hep vardı aslında bu çeşitlilik; ama dinleyen, anlayan, araştıran, kıymet veren bizler azdık.
İşte tam bu noktada bir isim sahneye çıkıyor:
Artun Ünsal.
Artun Ünsal’ın Süt Uyuyunca kitabı, Türk peynir kültürüne yapılmış en kıymetli katkılardan biri bence.
Yazar Anadolu’yu karış karış gezmiş, üreticilerle konuşmuş, peynirin doğduğu
coğrafyayı yerinde görmüş, her bir peynire kendi değerini iade etmiş.
Kitap sadece bir araştırma değil; Coğrafyanın lezzete nasıl dönüştüğünü anlatan bir belgesel tadı taşıyor. Anadolu’nun sütünü, mayasını, üreticisini onurlandırıyor ve unutulmuş tatları hatırlatıyor, merak duygumuzu uyandırıyor.
Bu kitapla
birlikte şunu fark ediyor insan:
Biz müthiş bir peynir medeniyeti üzerinde oturuyoruz.
Ve onu ne kadar az tanıyoruz…
Okudukça
şaşırıyor, gururlanıyor, heyecanlanıyorsunuz.
Sonra markette peynir reyonuna giderken bile bakışınız değişiyor.
“Burada neler saklı, neleri kaçırıyorum?” demeye başlıyorsunuz.
Ancak malesef çoğu yöresel peynirin dağıtım sorunları ve sürekliliği veya farklı nedenler ile çoğu peynir de ne marketlerimize ne de sofralarımıza kadar yolculuk edemiyor. O nedenle sizleri yerel üreticiyi keşfetmeye, soframıza çeşitlilik katmaya, tadını bilmediğimiz peynirlerden korkmamaya ve bu mirasa sahip çıkmaya davet etmek istiyorum
Çünkü bu topraklar sadece bir ülke değil,bir lezzet hafızası.
Fransa
peynir kültürüyle dünyaya örnek olabilir.
Ama biz…
Bizim potansiyelimiz belki ondan bile daha büyük.
Yeter ki biz
de kendi peynirimize hak ettiği değeri verelim,
hikâyesini duyalım, soframızda yer açalım.
Keyifli okumalar dilerim.