Bazı sanatçılar bir malzemenin özüne iner, bazıları ise o özü yeniden yaratır. Sevgili dostum Naz Can, “Bombyx mori’nin kanadında” adlı sergisiyle ipeğe, doğaya ve dönüşüme bambaşka bir gözle bakmamızı sağlıyor. Onun eserlerinde ölü ipek böcekleri sessiz kalmıyor — adeta yeniden doğuyor, dokunarak değil, hissederek anlatıyorlar hikâyelerini.
Naz Can, tekstilin tarihine, emeğin ve estetiğin buluştuğu o hassas noktaya incelikle dokunuyor. Bu sergi, yalnızca sanatla değil, doğanın döngüsüne duyulan derin bir saygıyla da örülmüş. Her iş, bir kelebeğin ömrü kadar zarif, bir kozadan doğuş kadar güçlü.
“Bombyx mori’nin kanadında” sadece bir sergi değil; bir düşünme, yavaşlama, yeniden doğma daveti.
Aşağıdaki yazı, bu benzersiz sergiyi Mehmet Zaman Sağlıçoğlu’nun kelimeleriyle anlamamıza yardımcı oluyor.
Bombyx mori’nin kanadında
Yazan: Mehmet Zaman Sağlıçoğlu
“Tuvallim, ölmüş ipek böceklerinin ağzından çıkan saf söz,” diyor Naz Can. Üstünde düşünülecek bir cümle bu. Ölmüş böcek bir söz söylemeyeceğine göre söylenen sözler nedir bu sergide diye meraklanıyoruz. Sergiyi gezdiğimizde her yapıtın ayrı ayrı söylediği sözleri de hepsinin birlikte söylediği sözleri de işitiyoruz.
İpek böceği, kozasını örmeye başladığında bir başka hayatı da oluşturmaya başlar. Koza, yeniden doğumu hazırlayacak mezardır. Dut ağacının dallarında yavaş yavaş yürüyen tırtıl, rüzgârı kanatlarının altına alıp bir süre yakın gökyüzünün tadını çıkaracağı özgür bir yaşama geçeceği sırada, kozasının içinde değişimin düşlerini görürken, bir cinayete kurban gider. İnsan, tırtılın yirmi günlük ömrü içinde en çok on gün sürecek kelebekliğe olan özlemiyle üç günde ördüğü kozayı kelebekten önce ele geçirir, ipeğin sahibi olur.
Tırtılın, peygamber devesi gibi yırtıcı böceklerin avıdır, kelebek olduğunda küçük kuşların. Koza içindeyken ise insanın. Ötlekler karınlarını doyurmak için tırtılı öldürürken, insan kültür için öldürür.
Evet, ipek bir kültürdür. Binlerce yıldır insanın giysi için, tekstil için ürettiği dokumaların en değerli malzemesidir ipek. Bir kozadan kesintisiz elde edilen lif ortalama bin iki yüz metredir. Kendi ağırlığının üç-dört bin katını kopmadan taşıyabilir. Bu, Naz Can’ın bu sergideki işleri yaparken kullandığı orta boy bir fırçanın ağırlığına eşittir.
İpeğin bir kültür olması hem işlevi hem dokusu hem de insanın ona kattığı estetik sayesindedir. Giysi olur, halı, perde, masa örtüsü olur, kaftan olur bir kralın üstünde gösterir kendini, para kesesi olur, zenginliği taşır. Kağıdından para bile yapılmıştır. Ameliyat ipliği olur sağlığı getirir, paraşüt kumaşı olur insanı uçurur. Gittiği yollara kendi adını verir ve bir lif bulutsusu olarak Naz’ın tuvallerinde bambaşka duygular oluşturur.
Endüstrinin ve teknolojinin ipeği ile Naz Can’ın ipeği birbirinden farklıdır. Endüstri ipek böceğinin trajedisini unutturmaya çalışırken Naz Can, bu trajediye dikkat çeker. Binlerce lifin oluşturduğu yüzeyde ipek böceğinin, kozanın, kozadaki özlemin, oluşamamış kanatların, oluşamamış kelebeğin düşlerinin izini yansıtır Naz. Kimi resimde uçucu çiçekler olarak güzel bir kızın saçlarına dolanır bu düşler, kimi resimde bir güvercinin saf beyazlığını gösterir. İpek uçucudur, hafiftir, ışıktır, ama doğa ressamın zihninde zıtlıklarla çalışabilir. İpeğin taşımayacağını sandığımız ağırlıklar sanat sayesinde hafifler, bu bulutsu yüzeyin üstünde uçucu bir hal alır. Ağır bir gergedan ya da fil bizi hafiflikleriyle gülümsetir, ressamın oyunuza ortak eder.
Naz Can, ipeği bir yüzey olarak kullanırken doğa içinde hayat bulamamış kelebekleri resimlerinde kanatlandırıyor, sanki ona borcunu ödüyor, ipek böceğinin yaşam döngüsünü sanatla tamamlıyor.
Mehmet Zaman Sağlıçoğlu
Ekim 2025
Naz Can’ı Instamgram’da @nazcan_cocoonstudio hesabından takip edebilirsiniz.