Sanata olan düşkünlüğüm, gözlerimin gördüğü, ruhumun beğendiği ve kalbimin seçtikleri ile şekillendiriyor beğenilerini. Genelde resim, heykel, seramik, porselen ve diğer el sanatları, müzik, tiyatro ve sinema da dahil tüm sanat dallarında gönlüm ve algım hep açık. Ancak öyle bir kişi ile tanıştım ki, bugüne kadar Türkiye’de ve dünya da olmayan (bildiğim kadarı ile) eserler yaratıyor üstelik de bunu ruhu ile olan hesaplaşmasının sonucunda bulmuş Naz Can. Herkesin bir süreçten geçtiğini ve kendisinin de kendini bulma yolculuğu ile yol alırken ona eşlik eden bir ipek böceği olmuş. Öyle ki her ikisi de dönüşürken ruhlarına bir dokunuş ile var olmanın değerli bir tasarımı çıkmış ortaya.
Naz can ipek böceği kozasından çıkan ve aslında başka bir yerde kullanılamayacak durumda olan ipek iplikler üzerine resim yapıyor. Üstelik de bu ipliklerin bir zemini, birbirlerine yapıştıran bir şey yokken. O iplikleri bir arada tutan kimya Naz Can’ın bu işe olan tutkusu, dönüşüm ile başlayan yolda elde kalan bir varoluş kanıtı. Yaptıklarını çıplak gözle görene kadar tam olarak kafamda bile şekillendiremiyordum. Görünce ona olan saygım daha da arttı. İşte sizler için onunla yaptığım röportajı paylaşıyorum. Kendisini tanımaktan ve arkadaşı, dostu olmaktan ne kadar mutlu olduğumu da eklemeliyim. Onun yaptıklarını ve nasıl yaptığını görmek için instagramda nazcan_cocoon adresini ziyaret edebilirsiniz.
İşte Naz Can’a sorduğum sorular ve cevapları :
1) Sevgili Naz Can, kısaca kendini tanıtır mısın?
Ben kimim? Sürekli sorular sorarak epey yormuş olmalıyım ebeveynlerimi ve çevremi 🙂 Aslında şimdi düşünüyorum da hayatımı şekillendiren hep kendime sorduğum sorulardı. Çocukluğum sevgi, saygı ve hoşgörülü bir ortamda geçtiği için hayallerimi kovalayan biri oldum. Tabii bunda anneannemin “kıssadan hisse” masallarının da rolü büyüktü. Sanatla ilişkim elime tebeşir ya da kalem geçtiğinde duvarları ya da beyaz yatak çarşaflarını boyamakla başlamıştı sanırım. Ailemin de desteğiyle hep istediğim sanat eğitimini almak üzere Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Bölümünde okudum..(Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu) Bauhaus ekolünde eğitim veren bu okulda kendimi özgürce ifade etmemde yol gösteren çok kıymetli öğretmenlerim oldu. 1986-87 yılında mezun olduğumda Türkiye’de çok şey değişmekteydi. Ancak tasarım yapmak diye bir kavram henüz yerleşmemişti.
İş hayatımın detaylarına çok fazla girmek istemiyorum ama sektörün her katmanında ar-ge, tasarımcı, yönetici, danışman olarak çalıştım. Hepsi de kendi alanında tanınmış yerli ve yabancı markalardı.
2) Yıllarca tekstil sektöründe markalara tasarımlar yaptıktan sonra nasıl oldu bu yön değişikliği ?
İstediği mesleği seçmiş ve mesleğini severek yapma imkanı bulmuş biriyim. Ancak bir çok genç maalesef bu şansa sahip değil. Hayatı bir bayrak yarışı olarak algılıyorum. Bütüne faydalı olmak ve bildiklerimizi yarınlarımız olan gençlere aktarmamız gerektiğini düşünüyorum. Ve onların da seçtikleri meslekleri severek yapmalarını diliyorum. İnsan bir konuda yürekten istekli olursa yolu da açılıyor.
Sevgili hocam Mehmet Zaman Saçlıoğlu tekstil sektöründeki deneyimlerimi genç arkadaşlarla paylaşmam için tasarım dersleri vermemi isteyince önümde yepyeni bir ufuk açıldı. 2007-2014 yılları arasında moda tasarım ve moda tarihi dersleri verdim. Bu dersler sırasında tasarım prensiplerini aktarırken, doğal boyama ve dönüştürülmüş tasarımlara da dikkat çekmekteydim. İnsan bir başkasına söylerken kendi de duyuyor. Peki ben kendi adıma bu konuda ne yapmıştım?
Günün birinde yakın bir arkadaşımın bana ham ipek iplikler yollayıp “biz bu iplikleri kusurlu oldukları için kullanamıyoruz, sen bunları dönüştürürsün” demesiyle süreç başladı.
3) Daha önce hiç görülmemiş özgün bir teknikle üretiyorsun bu süreci bizimle paylaşır mısın?
Siz ipek böceğinin (bombyx mori) hikayesini biliyor musunuz? Yumurtadan larvaya, tırtıldan kelebeğe uzanan bir dönüşüm hikayesi…bizim kısacık dediğimiz bu bir aylık süreç kim bilir onun için nasıldır? 4500 yıl önce insan evladı bu böceğin ürettiği kesintisiz (500 -1500 metre) pırıl pırıl iplikleri fark ettiğinden beri insanlığa hizmet etmeye başlamış. Tabiatın bize cömertçe sunduğu mucizelerden sadece bir tanesi…ama biz bunların farkında mıyız? Bildiğim tüm kalıpları unutup bir böcekle empati kurmak için kendimi dış dünyadan yalıtıp bir koza sürecine girdim.
Yakından tanıyanlar bilir benim gibi sosyal biri için oldukça zorlu bir deneyimdi. Bu deneyimin ardından ham ipek iplikleri kullanarak yaşam felsefemi anlatmaya başladım. Yanımda arkadaşım bombyx mori vardı.
İnanın uygulamak anlatmaktan kolay ama açıklamaya çalışayım;
Kendi geliştirdiğim bir teknikle sentetik malzeme kullanmadan bir zemin ve boyalarımı hazırlıyorum. Çalışmaya başlamadan önce sakin bir ruh halinde olmam gerekiyor. Bir nevi tefekkür…Düzeltme imkanı yok. Desenleri tek dokunuşla yapıyorum. Tıpkı geçen zaman ve verdiğim nefes gibi …
4) Yaptığın sanatı kavrayabilmemiz için bu felsefeden bahseder misin ?
Çocuk yaşlarımda tasavvuf felsefesi (Yunus Emre,Mevlana…) ile tanıştım. Bu benim daha o yaşlarda varoluşumu sorgulamama ve bir anlam aramama yol açtı. Üniversite yıllarımda Sartre, Kafka, Nietzsche, Hayyam…derken Japon kintsugi sanatı ve wabi-sabi felsefesi ilgimi çekti. Hayatta kusursuz hiç bir şey yoktu tam tersine kusurların kendi içinde bize anlattıkları vardı. Aslında farklı söylemler olsa da sorgulayan zihinler hep varoluşumuza bir anlam arayışındaydılar. Ve bir öğreti vardı yaşama tutunmamızı kolaylaştıracak. Ve tüm öğretilerin kaynağı aynıydı, sevgi…
Ham ipek zemin saf yaşamın, zeminin dağılmışlığı ise kendi yarattığımız kaosun temsili. Ve boşlukta duruşu makro kozmosta mikro yaşamımız. Kainatta her şey bağlıdır birbirine…bu yüzden yaşamın kendisini anlatıyorum. Biz dünyada tüm yaşam formlarıyla birlikteyiz. Ve tükettikçe tükeniyoruz aslında. Huzurunu kaçırdıkça doğanın bizim de huzurumuz kaçıyor. Hep birlikte deneyimlemiyor muyuz ?
5) Bu sanatı kaç yıldır yapıyorsun, izleyiciyle nasıl buluştular, nasıl tepkiler aldı eserlerin?
Üniversitede tasarım dersleri vermeye başladığım yıllardan itibaren düşünüyordum. Sanatta her şey yapılmıştı. Bense varoluş sebebimi arıyordum. İplikler vasıtasıyla düşüncemi aktarıyordum.
Yunus Emre’nin bir sözü hep kulağımdaydı “bir söz söylemek gerek, melekler dahi bilmez ola”. Bu söz bende şöyle bir açılım yaptı…kalbinin sesini dinle, çünkü seni sana o anlatır. Ben de kalbimde olanı söyledim.
İlk sergimi 2017 de Galeri Selvin’de açtım ve onunla devam ediyor birlikteliğimiz. Yurt dışında New York ve Miami Art Week’de, yurt içinde ArtAnkara ve IAAF da, Galeri Selvin’de sergilendi..Bir kaç karma sergide de sergilendi.
Çok olumlu ve beni yüreklendiren paylaşımlar yaşadım. Özellikle çocukların söyledikleri beni çok duygulandırdı ve cesaretlendirdi.
6) Bizimle hayallerinizi paylaşır mısın?
Masallarla büyüyen çocuklar hayallerine tutunabiliyorlar. Ben eserlerim sayesinde bir hikaye anlatıyorum. Bir minik böcek hikayesi. Hani Can Yücel bir şiirinde der ya “hayat bir gündür o da bugündür”. Ben bu sözü hep yanımda taşırım. Hayattayız ve bu mucizevi deneyimi güzelleştirmek elimizde.
Hayalim kendi dönüşüm hikayemi farklı coğrafyalarda insanlarla paylaşmak. Özellikle çocuklar ve gençlerle yeni projeler yaparak deneyimlerimi aktarmak. Ve tabii bize bu vatanı emanet eden Atatürk’e ve onunla birlikte yaşamlarını bu ülküye adayanlara, üzerimde emeği olan aileme, öğretmenlerime ve tabii geleceği emanet alacak nesillere layık bir insan olabilmek. Göz gördüğü, el tuttuğu ve nefes yettiğince çalışmaya devam…
Çok teşekkür ederim kendimi ve çalışmalarımı ifade etme fırsatı verdiğin için sevgili dostum Coolcat


