Aeden / Tutsak Güneş

Merhabalar,

Bazen çok okuyunca ya da üst üste okuyunca bazı romanlardaki benzerlik sizi etkiliyor. Yanlış anlaşılmasın birbirinden esinlenmiş anlamında söylemiyorum. Sadece okuyunca aynı konuyu biri iyi tarafından diğeri de olmaması gereken taraftan işlemiş gibi geliyor.. En azından Aeden ve Tutsak Güneş adlı romanları okuyunca bene böyle bir his geldi. Her iki romandan da kısaca bahsedeceğim ve belki okuyanlar varsa içinizden siz de ne demek istediğimi anlayacaksınız.

AEDEN
A. Azra Kohen tarafından kaleme alınan Aeden, evrende hayal edilebilecek eşsiz bir yaşamı ve geleceği tanımlıyor. Belki de cennet böyle olsa gerek (bugüne kadar anlatılanlardan bıraktığı algı çerçevesinde). Bir masal gibi başlıyor roman, her şeyin harika tasarlandığı çok güzel bir gezegen ve onun yine kendine özgü canlı türleri ve bu türlerin arasındaki ahenkli yaşamı anlatıyor. Bu canlıların hepsi birbirine, doğaya ve bilgiye saygılı, sahip oldukları ulaşılamayacak teknoloji sayesinde, ellerindeki kaynakları daha nasıl iyi kullanabileceklerini planlayan, uygulayan, üreten ve geliştiren bir gurup yaratık. Buradaki varlıkların hepsi düşünce gücü ile iletişim kurabilen, çok farklı fiziksel güçlere sahip, bilim, teknoloji ile donanmış, doğaya saygının her şeyin üstünde olduğunun bilincindeler. Bu güzellik, ahenk, gelişmiş yaşam dalgaları arasında öyle bir hikaye var ki insanoğlunun hayatı nasıl kirlettiği, dünyayı nasıl yok etme seviyesine getirdiği gözler önüne seriliyor. Aslında hepsi bildiğimiz ama günlük yaşam içinde fark etmediğimiz ya da düşünmediğimiz bir gerçek, altı kalın kalın çizilmiş. Romanın iki kahramanı Sonje ve Numi, dünyaya gittiklerinde gördükleri geri kalmış varoluş biçiminden hoşlanmasalar da değiştirebilecekleri şeylere müdahale etmekten kendilerini alıkoyamazlar. İnce bir kurgu ve düşünüş ile harika bir dünya var etmenin çok da zor olmadığı, ve bunu mahvetmenin de ne kadar kolay olduğu açıkça karşımıza çıkıyor.

Kitap, dünyaya verdiğimiz zararı göz önüne getirirken, sevgini önemini de vurguluyor.

TUTSAK GÜNEŞ
Ayşe Kulin’in alışılagelmiş romanlarından çok farklı olan Tutsak Güneş, yakın gelecekte, teknolojinin çok daha gelişmiş olduğu, baskıcı bir yönetim in hakimiyeti altında Ramanis Cumhuriyeti adlı hayali bir ülkede geçiyor. Diğer romanın aksine burada da baskının, tek ses tarafından yönetilmenin olumsuzlukları, insanlar üzerindeki etkileri ve sonuçları ile ilgili kurgu bir hikaye. Romanın kahramanı Yuna’nın yaşadığı uyanışın arka planında, bizlere baskıcı rejimin iç yüzü gösteriliyor. Bu düzeni değiştirmek için kendini sorumlu bulması ile olaylar ilerliyor. Günümüzün olaylarına da göndermeler olan bu romanda, içine eklenen aşk hikayesinin etrafında gelişen olaylar ile baskı altında tutulan toplumun, sonunda bunu yeneceğini gösteriyor. Ne kadar kurgu da olsa Ramanis Cumhuriyeti’ni, Türkiye’den soyutlayamıyorsunuz. Kulin, sanki gelecekteki Türkiye’yi hayal etmiş satırlarında.

Bu roman ile Aeden arasında benzerliklerden biri de toplumun çok gelişmiş bir teknolojik seviyede olması. Uçak taksiler, düğme ile renk değiştirebilen kıyafetler, şoförsüz giden arabalar..vb Değişmeyen tek şey iktidarın para ve güç hırsı ve bunu elde etmek için uyguladığı baskıcı yönetim şekli. Kadınların 2. sınıf vatandaş olarak gösterildiği bu Cumhuriyette 2. sınıf olan kadın evde oturup çocuk bakmalı, erkeğine hizmet etmeli. Çocuk doğuramayan kadının, kocası tarafından boşanabildiği kuralı da çok çarpıcı. Halkın çoğu iktidara inanıyor ve iktidara yakın olanlar hep üst düzeyde ve kıdemli mevkilere geliyorlar. Tanıdık geldi mi?

Özet olarak her iki roman teknolojik ilerlemenin, bilimin, doğanın önemini vurguluyor ama bunu en iyi şekilde kullanmak için insan aklının, toplum bilincinin ve geleceği şekillendirmenin, insanoğlunun kendi ellerinde olduğunu gözler önüne seriyor.

Bunlar bende bıraktığı izler.. Okumayan varsa her iki romanı da tavsiye ederim.

Keyifli okumalar dilerim.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir