Ferzan Özpetek’in bu romanını gerekten de bir nefes gibi okudum. Oldukça akıcı ve gerçek hayattan oluşu ile beni hemen sardı. Romanın İstanbul ve Roma arasında zamandaki gidiş gelişler ile farklı hayatlar içindeki mutluluk, acı, hüzün ve pişmanlık dolu oluşturulan kurgunun içinde kahramanlar ile özdeleşiyor ve onların yaşadıklarını içselleştiriyorsunuz.
Çok yakın iki kardeşin yollarının nasıl ayrıldığını ve yıllarca birbirlerini görmeyecek kadar hayatlarını etkileyen sırlarını, yıllar sonra Elsa’nın İstanbul’dan çıkıp Roma’ya gelişi ile başlayan hikayenin bilinmezleri, okudukça, kahramanları tanıdıkça çözülüyor ve ilginç bir son ile de noktalanıyor. Kitaptan bahseden bir sitede “ Bir Nefes Gibi, tutkularına esir düşenleri, kadere meydan okuyanları, sevgiyi, ihaneti ve her şeye rağmen yılların tüketemediği umudu anlatıyor…” demiş. Çok doğru bir tanımlama bence.
Ferzan Özpetek çağdaş Türk sineması için oldukça sıra dışı filmlere imza atmış ve İtalya’daki yaşamı süresince deneyimlerini, gözlemlerini ve Türkiye’den hiç kopmayan bağlarını derleyip her filmine aktardığı gibi bu kitapta da aynı şekilde okuyucularını saran bir hikaye kurgusu ile karşımıza çıkıyor.
Filmin konusu şöyle gelişiyor:
Bir Pazar günü Sergio ile Giovanna, dostlarını yemeğe beklerlerken kapının
çalınmasıyla yorgun görünümlü yaşlı bir kadın taa İstanbul’dan gelmiş ve
onlarla görüşmek istemektedir. Çok uzun ve acı, hüzün ve pişmanlık dolu
yılların ardından ülkesine dönen Elsa Corti’nin evinin yeni sahiplerine
anlatacakları, ama daha önemlisi, yıllardır görmediği ablasına, hayatının
aşkıyla ilgili söyleyecekleri vardır…
Oturulan masaya sizde davetsiz bir misafir gibi girip yerinizi alıyorsunuz. Beklemediğiniz anılar bir anda gün yüzüne çıkıyor. Kendinizi bir yaşanmışlığın içinde buluyorsunuz. Gizemler, sırlar, entrikalar, tutku ve aşk…
Kitapta iki kız kardeşin geçmişinde yaşanan aşk travmasının, hesaplaşmasının şimdiki zamanda beklenmedik bir şekilde ortaya çıkışını anlatıyor.
Ben çok keyifle okudum. Sizlere de tavsiye ederim.