Corona Günlerinde Blog Açmak

Bir süredir tüm dünyayı etkisi altına alan ve ülkemizde de görüldükten sonra hızla yayılmaya devam eden bu virüs hayatımızı derinden etkiledi. Önce kaygı ve panik ile maske ve dezenfektan stoğu yapmaya başlayanlara güldük, daha sonra market raflarını boşaltma savaşı veren bir çok kişinin etkisinde kalmaya başladık, bazıları ise hala aldırmadı, televizyonlardan bu konuda yapılan yapılan yayınlar, sosyal medya ve viral yoldan yayılan kimi doğru, kimi yanlış yüzlerce konuyu dinledik, konuştuk ve yaydık. İşverenler çok da gönüllü olmasa da uzaktan çalışma modelini başlattılar, çoğu yerde ağır aksak da işlese sokaktaki kalabalığı epey azalttı. Daha sonra neredeyse her kanaldan yapılan evde kal çağrılarına uymaya çalıştık ve evlere kapandık. Tabi Türk halkının güneşe olan zayıflığı nedeni ile sahiller, piknik yerleri, parklara da gitmeye devam ettik. sonunda 65 yaş üzeri vatandaşların evde kalmalarını zorunlu hale getirdik. Bunların hepsini biliyorsunuz, kim bilir siz de kaç yüz kez ellerin nasıl yıkanması gerektiğini, maske kullanımının yarar ve zararlarını, hastalığın belirtilerini vb ezberlediniz.

Şimdi neredeyiz? Asgari evde kalma koşullarını büyük oranda sağladık diyelim. Ülkemizin bu virüs ve beraberinde gelen korunma tedbirleri yüzünden zaten zor olan ekonomi konusunda daha da ciddi sıkıntılara gebe olduğunu herkes biliyor. Alınan önlemlerin tüm vatandaşa uygulanacak ve onları rahatlatacak tedbirler olması beklentileri hala mevcut. İşsizlik, beraberinde gelen geçim sıkıntısı, işine hala gitmek zorunda olan bir çok çalışanın sağlık kaygıları, okulların kapanması ile eğitim sorununun hala belirsiz olması, sağlık çalışanlarını bekleyen büyük tehlikeler ve kanayan yaralara ancak yara bandı olabilecek iyileştirme, korunma veya önlemler.

İçiniz karardı biliyorum. Son günlerde zaten yukarıda saydığım (eminim bir çoğunu da daha fazla kötümser olmamak için yazmadım) soruna ilave psikolojik sorunlar var gündemde. “Ölmek istemiyorum” diyen çocuklar, her telefon görüşmesinde çocukları ile vedalaşan yaşlılar, gece gündüz bu konuyu dinleyen ve konuşan halkımız, yani hepimiz biraz kafayı yedik sanırım.

Bir de madalyonun diğer yanına bakalım. İşte tespit edebildiğim faydaları aşağıda listeledim ki iyi bir şeyler de duyalım, okuyalım diye:

  • Aslında tüm aile fertlerinin birbirleri ile daha yakın bir iletişim içinde olması ve yüz yüze iletişimin ve birlikte vakit geçirmenin getirdiği güzellikler bu ‘karantina günleri’nin faydalarından biri.
  • Büyüklerimize virüs taşımamak için onları ziyaret yerine (zorunlu olanları saymıyorum) onları sık sık telefonla arayıp hal hatır sormamız.
  • Başka bir güzel yanı kitap okuma oranının geçmişe oranda çok artmış olması, bu da harika haber.
  • Internetten hala bir oranda devam etse de bir çok insanın fuzuli alışveriş çılgınlığını bırakması, sadece ihtiyacı olanları alması. Alın size bir fayda daha.
  • Dışarıda yemek yeme oranının bitmesi ile bütçeye olan katkı da bu listeye girmeli mutlaka
  • Zorunlu da olsa bir çok iş yerinin, evin ve toplu taşıma vasıtalarının dezenfekte edilmesi da hayatımızda bir artı bence.
  • Trafiğin azalması, çoğu kişinin evden çalışması da benzin masraflarının da azalmasına neden oluyor, önemli bir fayda daha.
  • En önemlilerinden biri de karantina nedeni ile kapanan üretim tesislerinin ekonomiye zarar vermesine rağmen karbon salınımının azalması ile hava kirliliği oranlarındaki düşüş kaydedilmesi de ciddi bir kazanım.

Son olarak uzun zamandır hazırladığım bu blogu açmam için bana vakit vermesi ve sizlerle buluşmanın heyecanını yaşıyor olmam. etraftaki tehlike ve virüsten gelebilecek olumsuzlukların farkındayım ve elimden geldiğince de dikkat ediyorum. Ama evde kaldığımız bu süreyi neden iyi bir şeye kanalize etmeyelim.? Benim yaptığımda budur.

Keyifli okumalar dilerim.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir