Pandeminin 1 yılını tamamlamasının ardından hayatımızdaki bütün yeni normallere alıştık, üstelik de haberler gitgide kötü gelmeye, vaka sayıları artmaya ve ölüm sayıları da yükselmeye başladığı şu günlerde neredeyse kuralları çiğnemek, sokağa çıkmak, ailemizle, arkadaşlarımızla, dostlarımızla görüşmek için müthiş derin bir istek, marketlere, mağazalara, vitrin bakmalara heves ettiğimiz bir psikolojik çelişkinin içinde bocalıyoruz. Etrafımızdan bir bir hastalık haberleri, daha da kötüsü ölüm haberleri gelmeye devam etse de bu haberleri görmezden gelip sokağa çıkma saatlerini delip bir alışveriş torbası ile mahalleyi arşınlayasımız var. Ahhh sinemaya, konserlere, sergilere gittiğimiz ve kadrini kıymetini bilemediğimiz o günler. Ne güzelmiş aklımıza estiğinde deniz kenarına gidip arkadaşlarla buluşup laflamak, oradan bir cafeye gidip sohbeti koyulaştırmak, akşam da ya bir yerde, ya da birimizin evinde hızlıca pratik bir şeyler hazırlayıp birlikte yiyip içip söylemek ve istediğimiz saatte de evimize dönmek. Ya da havalar çok güzel, haydi bir Ege’ye uzanıp deniz kıyısında bir balık mı yesek deyip hafta sonu yakın bir yerlere kaçmak. Ailemizin, dostlarımızın doğum günlerini kutlamak, hediye almak için telaş yapmak, dükkan dükkan gezmek ve sürpriz partiler düzenlemek.
Şimdi ise telefon elimizde, olmadı bilgisayar dizimizde, ya da tablet kucağımızda tüm ihtiyaçlarımızı buradan gidermeye çalışıyoruz. Sosyalleşme, haberleşme, geçmiş olsun dilekleri, doğum günü tebrikleri, yaşlılarımızı yoklama ve hatır sorma, alışveriş, yemek siparişi, toplu online görüşmeler, çocukları olanlar ise TV’den, bilgisayardan ders takip ederken, balkonu olanların en büyük lükse sahip olduğu günlerdeyiz. Yazlılara koşuşan başka bir grup ta var ama onlar zaten burada yoklar 🙂
Eee gardrobum, sizleri uzun zamandır görmüyorum. Bir eşofman, çok çok bir kot pantolon neredeyse vücudumun şeklini aldılar. Ahhh dünya paralar verdiğim pantolonlar, buluzlar, eşarplar, şallar… Sizleri özledim ama çok da yakında görüşecekmişiz gibi gelmiyor. Hele takılarım… Ah o her gün birini takmak için yıllar boyunca biriktirdiğim birbirinden güzel, tasarım gümüş kolyelerim, yüzüklerim, küpelerim. İyi sizi naylon torbalarda saklamışım yoksa hepiniz kararacaktınız. Çekmeceler dolusu kutular içinde öyleye bekleşiyorsunuz sıranız gelsin de boynumda, elimde ya da kulağımda gün yüzüne çıkın diye.
Ya ayakkabı ve çantalarım… Yurt dışına gittikçe saya saya biriktirdiğim paralarla aldığım o ünlü markalar, çeşit çeşit renk ve boyutta öylece torbalarınızda istirahattesiniz. Bazı ayakkabılarımın altı bile daha çizilmemiş, kırışmamış bile derileri, kutularda çiftler halinde uyuyorlar. Sanki yakışıklı prenslerinin gelip onları uyandırmasını bekler gibi…
Hiç bu kadar çok parfümüm, kozmetik ürünüm de olmamıştı. Her gün sürdüğüm nemlendirici kremim dışında rujlarım neredeyse bozuldu, rimellerim kurudu, kalemlerim çizmez oldu…
Evdeki durum böyleyken iş konusunda da durumlar neredeyse aynı. Eskiden olmazsa olmaz toplantılar, görüşmeler, müşteri ziyaretleri yerine artık ekranlardan görüşüyoruz tek ya da toplu olarak. Artık mesai saati kavramı da kalmadı. Nasıl olsa herkes evde deyip saate bakmadan iş isteniyor, soru soruluyor ya da bilgi gönderiliyor.
Teknolojiyi hiç bu kadar damarlarımda hissetmemiştim. Netflix dizilerindeki kahramanları arkadaşlarımdan çok görür oldum. Bankaya gitmeyeli sanki aylar olmuş gibi. Tek temasımız yine dijital olarak ATM makinalarından nakit çekerken sadece.
Kış bitti ve örgüler kalktı, okunması gereken kitaplar bitirildi, seyredilmesi gerekenden çok daha fazla film ve dizi aşırı doz olarak tüketildi.
İşte yeni normaller bunlarken hayat bir taraftan devam etmekte ve bizim aileye minik bir sevgi topunun katılması ile, torun sevgisi sayesinde her gün mutluluğun çeşitli şekillerini yaşıyoruz. Onu doyurmak, girdirmek, uyutmak, yıkamak…derken başka hiçbir sosyalleşmeye gerek kalmıyor.
Online bile olsa işlerimizi hala yürütebiliyor olmak ayrı bir tatmin veriyor üstelik sabahın erken saatlerinde ayağa giyilen ve yaklaşık 10 saate yakın ayakta kalan ayakkabılarınız, ince çoraplarınız olmadan, yüzünüze bir gram bile makyaj yapmadan, düzgün bir tişört veya kazak ile ekrandaki görüntünüzü kurtarabilerek işleri yoluna koyabilmeniz ne güzel değil mi?
Saymakla bitmeyecek daha nice iyi şey de hayatımızı olumlu değiştirdi denebilir. Evde, abur cuburu biraz kaçırsak da daha sağlıklı beslenmek, ailemizle vakit geçirebilmek, kendimize vakit ayırabilmek, bitmek tükenmek bilmeyen trafik çilesinin olmaması ve daha niceleri.
Ama minnet duyacağımız en önemli şey sağlığımızı koruyor olmak, ailemizin bir arada ve sağlıklı olması ve tüm bunlara rağmen yaşamayı seviyor olmamız.
Herkese, sağlıklı, mutu ve keyifli günler dilerim.